Batuhan KAYA/Dijital Gaste- Kültürpark Platformu Üyesi Yasemin Sağlam, Dijital Gaste’ye gerçekleştirdiği açıklamada Basmane Çukuru’nun 1920’lerden bu yana kamuya ait olduğunu ve kamuya ait kalması gerektiğini söyledi. Sağlam, İzmir Büyükşehir Belediyesi ile TMSF arasında arazinin kullanımı için yapılan ‘İyi Niyet Protokolünü’, ‘Kötü Niyet Protokolü’ diye tanımladıklarını kaydederek, buraya inşa edilecek bir gökdelenin ‘Kent suçu’ işlemek anlamına geleceğini belirtti.
Sağlam açıklamasında, “Buraya konut inşa edilmesi durumunda yaşanacak ilk sıkıntı altyapıyla ilgili olacak. Bu bölgenin altyapısı büyük bir projenin getireceği altyapı yükünü taşıyamayacak. Yani elektrik, su, trafik, otopark sıkıntıları yaşanacak. Bunların haricinde bir konut projesi yapılması durumunda Kültürpark’taki ekolojik denge tamamen bozulacak ve Kültürpark’taki yaşamın önüne bir engel koyacak. Güneşin gelişinden ayın yansımasına, oradaki bütün ekolojik denge bozulacak.” diye konuştu.
İzmir’de Kültürpark gibi bir alan daha olmadığını kaydeden Sağlam, “Bunun ötesinde bizim 1 tane Kültürpark’ımız var. Kente nereden bakarsanız bakın ormanlık ve yeşil alan olarak yalnızca İnciraltı ve Kültürpark’ı görebiliyorsunuz. Bunların sayısının artması gerekirken, Basmane Çukuru da bunun için hazır bir alanken buraya gökdelen dikmek akıl karı değil.” dedi.
TMSF burada bir taraf değil
TMSF’nin Basmane Çukuru’nda bir taraf olmadığını söyleyen ve muhatapların İzBB ile Güçbirliği Holding olduğunu belirten Sağlam, “Başından TMSF’nin buraya müdahil olmasına karşıyız çünkü onlar taraf değil. Onların problemi belediyeyle değil, onların belediyeyle bir muhataplığı yok. Onların muhataplığının sadece Güçbirliği Holding’le olması gerekiyor. 1997 ya da 1998 döneminin belediye başkanı tarafından hazırlanmış bir sözleşme var Güçbirliği Holdingle. Burayı, bu holdingle yapılmış bir sözleşmeyle kat karşılığı olarak kullanıma sunuyorlar. Onlar da EGS Bank ile bu sözleşmeyi imzalıyorlar, sanıyorum 20 milyon dolar ödüyorlar, ek olarak Kahramanlar Otoparkını yapıyorlar. Sonuç olarak burada, Güçbirliği Holding inşaatlar yaptıkça arazideki mülkiyetin ona geçmesi gerekiyor. Ancak dönemin belediye başkanı buranın mülkiyetini Güçbirliği Holding’e geçiriyor. Daha sonrasında ise 2001 krizi geliyor. O dönemde aralarında EGS Bank’ın da olduğu 20’ye yakın bankaya TMSF el koyuyor. Onun üzerine pazarlıklar sürecinde TMSF, Güçbirliği Holding’in Basmane’deki tapularına haciz koyuyor. Bu arada dava devam ediyor. 15 sene davalarla geçiyor. 2018’e kadar davalar süreci oluyor.” diye konuştu.
Bilirkişi raporları istediğimiz gibi geldi
Davalarda verilen Bilirkişi Raporlarının kamunun lehine olduğunu ve raporlarda, “Güçbirliği Holding ile geçerli olmayan bir sözleşme imzalanmıştır” yönünde ifadeler bulunduğu belirten Sağlam, “Zaman içerisinde Tunç Başkanın son döneminde TMSF ile görüşmeler, Güçbirliği Holding’le görüşmeler devam ederken yapıcı birtakım adımlar atılmaya başlandı. ‘TMSF çıkacak, belediye de bu arada İzmirlinin arazisine sahip çıkacak’ gibi adımlar atıldı. O açılan davanın Bilirkişi Raporları da bizlerin istediği gibi geldi. Burada Güçbirliği Holding’le herhangi bir şekilde belediyenin, ‘geçerli olmayan bir sözleşme imzalanmıştır’ gibi bir yaklaşım oldu. Tam durum buyken belediye başkanı yeniden değişti. Bu dava hala devam ediyor. Dava devam ederken yeni başkanımızın tercihi önce, ‘Biz Basmane arazisini verelim, TMSF de bize Konak’ta bir belediye binasını yapsın’ mantığıyla işe başladı. Biz buna da karşı çıktık çünkü yanlış bir yaklaşımdı. O yaklaşım hala devam ediyor.” şeklinde konuştu.
165 bileşenin imzasıyla bir bildirge yayınladık
Kamu arazilerinin kamuda kalması gerektiğini savunan 165 STK, oda, dernek, Kent Konseyi, vakıf ve platform olarak imzaladıkları bildirgeden bahseden Sağlam, “Arkasından farklı arayışlara girdi. İlginçtir bu konuda da belediye meclisinin de tam oyunu alıyor. Oradaki partilerin mutabakatıyla bu kararlar çıkıyor. En son biz bu sene kasım ayında İzmir’deki 165 oda, STK, Kent Konseyi, dernek, vakıf, platform bir araya gelip bir bildirge yayınladık ve imza attık. Bununla bağlantılı olarak sözümüz de şuydu: Basmane arazisi kamunundur, herhangi bir yere devredilemez, bu arazi üzerinde farklı amaçlar güdülemez. Kültürpark’ın bir parçasıdır, Kemeraltı’nın bir ucudur. Bir nefes alanıdır. Biz, ‘Çok yönlü olarak zaten burada oluşturulmak istenen yapılanmanın herhangi bir şekilde ne altyapısı uygun olur ne suyu ne elektriği bunu kaldırır ve Basmane’nin de buna ihtiyacı yok’ dedik.” dedi.
Kamusal kararlar böyle verilmez
Belediyenin İyi Niyet Protokolü ile doğru bir karar vermediğini savunan ve kamusal kararların böyle verilemeyeceğini söyleyen Sağlam, “Belediyeye kasım ayında gönderdiğimiz bilgi alma talebine karşılık bilgi veremeyeceklerini çünkü sürecin devam ettiğini söylediler. Bunun üzerine önümüze bir protokol getirildi. Biz buna ‘Kötü Niyet Protokolü’ diyoruz. Bu İyi Niyet Protokolü olamaz çünkü bu tamamen kamunun aleyhinedir. Bu, ‘meseleyi çözelim de nasıl olursa olsun’ yaklaşımıdır. Kamusal kararlar böyle verilemez. Geleceği düşünmemiz gerekiyor. Bu, geri dönüşü olmayan bir karardır. Bakın 98’den bu yana 30 yıl geçmiş. Düşünülmeden adım atılmış ve bu adımın yarattığı sıkıntı hala çözülemiyoruz. Aslında mesele çok net: TMSF’ye ‘Git meseleni Güçbirliği Holding ile çöz’ denmesi gerekiyor. İzBB’nin konuya, ‘Bu alanı kamu yararına, Kültürpark’a, Basmane’ye ve Kemeraltı’na uygun şekilde kullanacağız’ şeklinde yaklaşması gerekiyor.” diye konuştu.
Hep kamusal alandı, kamusal alan olarak kalması lazım
Alanın 100 yılı aşkın süredir kamunun olduğunu ve böyle kalması gerektiğini söyleyen Sağlam, “Buranın şöyle bir özelliği de var, geçen yüzyılda hastane olarak kullanılan bir alan. Yangınlarla defalarca yanmış, en son 1922 yangınından sonra hastane devre dışı kalmış ve 1936 Kültürpark açılmış. 1940’ta bu alan İzmir’in garajı olarak belirleniyor, yani yine bir kamusal alan oluyor. Ne zamana kadar? 1991’e kadar. 1991’de ESHOT Garajı olarak kullanılıyor. Geçmişinde de kamusal alan olarak kullanılmış bir araziyi herhangi bir şirkete, yanlış bir sözleşmeyle devredilmesi bile hakikaten çok büyük bir kent suçudur. Bu insanların bunların hesabını vermesi gerekiyor. ‘Ben yaptım oldu’ ile olmuyor. Bakın 30 yıl önce yapılan hatanın çözümü için herkes fikir üretmeye, çözüm bulmaya çalışıyor.” ifadeleriyle açıklamasını noktaladı.