Plajlarda dijital sapkınlara karşı polisiye önlem alınsın

Abone Ol

Mensup olduğumuz uyruk, uygarlık, inanç ve itibar sebebiyle bazı sorunları dile getirmekten kaçınıyoruz.

Ancak bu anlatacağım konu öyle bir kenara bırakılamaz. Sapkınlık ve sapıklığın insan içine çıkmış hâli… Üstü örtülecek bir mesele değil!

Ege’nin sahilleri hareketlenmeye başladı. İlk sıcaklar ve bayram tatilinden istifade ederek sahile indik. Sandalyeleri kurduk, denize doğru kurulduk.

Yanda iki yetişkin erkek, bir kadın ve bir çocuk… Erkeklerden biri telefonla sürekli çekim yapıyor.

Nefret söylemi içermeyen bir dille tasvir etmeye çalışacağım.

Tas kafalı, kirli sakallı, aşırı kıllı ve 30’lu yaşlarda… Tahminim ya erkeğin ya da kadının evde kalmış karaktersiz kardeşi - kayınbiraderi…

Aileye musallat olup ablası ya da abisi ve yeğenini plajda da rahat bırakmamış, peşlerine takılıp gelmiş izlenimi veriyor. Yetmemiş bu rahatsız edici tavırlarıyla plajdakilere de musallat oluyor. Kısacası nefret edilesi bir tip(siz).

Yöneldiği objenin, gönüllerince kumsala uzanmış mayolu genç kadınlar olduğu apaçık belli

Fark ettiğim anda kamerasıyla hedefi arasına girip direkt kendisine baktım. Telefonu önce havaya, ardından kendisine yönelterek selfie çekiyor izlenimi vermeye çalıştı. Belli ki gizlendiğini, görülmediğini düşünen her hayvan gibi fark edildiğini anlayınca inine çekilme refleksiyle menzile kendini koydu.

İçimden yapmak istediğim tam olarak, telefonu elinden alıp olabildiğince uzağa, denize fırlatmaktı. Bir başka fikrim, polisi arayıp “Plajda insanların gizlice görüntüsünü çeken biri var.” demekti. Ancak polisin kamusal alanda bir şey yapamayacağını söyleyeceği düşündüm.

Yine de şansımı deneyeyim derken belli ki hareketlerimdeki cüreti fark edip sonucu tahmin etti. Hatta daha da yaklaşıp huzursuzluğunu artırdım, telefonunu cebine koydu. Birlikte olduğu kişilerden ağabeyi ya da eniştesi de durumu fark etti; anlamadığım bir lisanla bir şeyler söyledi. Toplanıp sahilden uzaklaştılar.

Onlarca kadın, bilgisi ve rızası olmadan “dijital sapkınlığın” hedefi olarak şimdi onun telefonunun fotoğraf galerisinde…

SHARP-SHOOTER – KESKİN NİŞANCI

İngilizce sniper, sharp-shtooter ya da deat shotTürkçede “keskin nişancı” diyoruz. Gizli mevziden veya hedefin tespit menzilinin dışındaki uzak mesafeden özel donanımlı tüfekle atış yapan güvenlik personeline bu adlar verilir.

Bunlar ne yapar?

Hedef kitleye görünmemek için üstün kamuflaj teknikleri kullanırlar. Özel dürbünlüler ve atış bilgisayarıyla donatılmış, yüzlerce metreden yüksek isabet oranına sahiptirler.

Genellikle bir nişancı ve yardımcısı bir gözcü olmak üzere iki kişilik takım hâlinde görev yaparlar. Hedefteki kişinin kurtulma şansı çok düşüktür.

Şimdi bu metaforu niye kullandım?

Keskin nişancıların hedefinde “düşman” olarak tanımlanan herkes olabilir. “Dijital sniper” diye tanımlayabileceğimiz bu plaj sapkınları, kamuflaj teknikleri kullanma ihtiyacı bile duymuyor. Hedef açık alanda. Herkes onların hedefinde yer alıyor.

Kendi ailesi ve yakınlarının aynı şekilde hedef olma hâlini düşünebilecek empatiden yoksun bu kişilerin durdurulmasının yegâne yolu “plaj polisi” uygulaması olabilir.

Bunlar her yerde… Plajlarda telefon kullanılmasını engellemek demokratik olmayan, bireysel haberleşme özgürlüğünün kısıtlanması olarak değerlendirilebilir. Ancak telefonunun kullanma amacı ve yöneltildiği kötü niyetli hedef tespit edilip, mağdurun hakkı teslim edilmiş olabilir.

Emniyet güçleri elbette sivil polisler aracılığıyla plajları gizli gözlerle denetim altında tutuyor. Ancak örneğini verdiğim bu kişilerin tespiti oldukça güç. İçişleri Bakanlığı bu yönde daha etkili bir uygulama mutlaka geliştirecektir.

MEDENİYET İNŞASI İÇİN SANATIN GÜCÜ

Şehirli olmakla medenî olmak arasındaki fark günümüzde daha da netleşti. Bir şehirde yaşamak insanı medenî çizgiye getiremeyebiliyor. Medeniyetten nasiplenmemişler yüzünden şehirlerde ağır sorunlar yaşanıyor.

İzmir’in en yakınındaki bir sahil beldesinde yaşanan sıradan bir olay ve düşündürdükleri medeniyet inşasında sanatın gücünün küçümsenmemesi gerektiğini bir kez daha gözler önüne serdi.

Sağlıklı yollarla giderilemeyen, tatmin edilemeyen cinsel dürtüler, bireylerin öfkesini kontrol edemez hâle getirebiliyor. Çağdaş ve medenî insandan içindeki cinsel arzuları dizginlemesi beklenir. Durdurulamayan bu arzunun sonucunda ortaya çıkan öfke, bir süre sonra saldırganlığa dönüşüyor.

İşte tam burada insanı, hayvandan ayıran davranış geliyor. Her insanın üzerine düşen görevlerinden ilki; çağdaş yaşama uyumlu olabilmek için yeterli öz denetime sahip olup olmadığımızı objektif biçimde değerlendirmek, sorunları ve çözümleri yorumlamak, uygulamak için emek vermek…

Bunu yapamayanlardan kendimizi korumak da akıllıca bir önlemdir.

Sanatçıya düşen sorumluluk ise tüm bunları, en çağdaş olanından en ilkel olanına kadar herkese anlatabilmenin her yolunu denemek. Çünkü sanat, insanın ruhunu incelten en güçlü enstrümandır. Gerçek sanatçı, bunun bilincinde olandır.

Konu nereden nereye geldi?

Buraya gelmesi gerekiyordu. Çünkü “insan” adı verilen canlıyı bilinçli varlık hâline getiren akıl yoluyla hayata dâhil etmektir. Bunun için de sanat en şaşmaz yoldur.

Sanatçı dostum, yazarımız Selma Salllıoğlu, Dijital Gaste’deki ilk yazısının başlığını “Bu çılgın dünyayı ancak sanatın gücü kurtarabilir” diye atmıştı. Savaşta, barışta, sevgide, korkuda, karda, kışta… Hayatın her alanında sanat varsa vicdan vardır.