Politika

Özgür Özel: "Ateşle oynayan evini yakar, yargıyla oynayan memleketin geleceğini yakar"

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki 23 Nisan özel oturumunda, “Ulusal egemenliğimiz de çocuklarımız da güvende değil.” diyerek iktidara sert eleştiriler yöneltti ve ara seçim çağrısında bulundu.

Abone Ol

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulundaki 23 Nisan özel oturumunda yaptığı konuşmada, “ulusal egemenlik ve çocukların ağır tehdit altında olduğunu” belirterek iktidarı sert sözlerle eleştirdi.

Türkiye’de çocuk yoksulluğunun arttığını, eğitimde eşitsizliklerin derinleştiğini vurgulayan Özel, mevcut düzenin 'çocukları değil makamları koruduğunu' söyledi.

Yargı ve demokrasiye yönelik müdahaleler üzerinden hükûmete yüklenen Özel, "Biz boynumuzu veririz ama boyun eğmeyiz." diyerek tepki gösterdi.

Can Atalay üzerinden ara seçim çağrısı yapan Özel, Anayasa gereği boş milletvekillikleri için sandığın kurulması gerektiğini ifade etti.

Özgür Özel'in öne çıkan açıklamaları şu şekilde:

Ne acıdır ki, iki bayramın adandığı, ulusal egemenliğimiz de çocuklarımız da ağır saldırı altındadır, ikisi de güvende değildir. Bugün ülkemizde çocuklarımızın 8,5 milyonu yoksulluk çekiyor. OECD ülkeleri arasında, çocuk yoksulluğunda Kosta Rika’dan sonra ikinci sıradayız.

Türkiye’de artık yoksulluk, ailelerden evlatlara miras kalıyor. Yoksul ailelerin çocukları hayata, kapatamayacakları farklarla geriden başlıyor. Kaliteli ve güvenli eğitime ulaşmak sınıfsal bir meseleye dönüştü. Eğer bir belediye, ücretsiz ya da uygun fiyatlı kreş imkânı sunmuyorsa, o yoksul çocuğun erken yaşta gelişimi başlamıyor, varsa tespit edilmesi gereken eksikliklerinin farkına bile varılamıyor. Eğer bir belediye, o yoksul çocuğa beslenme desteği, ücretsiz içme suyu vermediyse, bunlardan da mahrum kalıyor. Bir yanda özel servislerle okula giden, diyetisyen onaylı menülerle beslenen çocuklar var.

Diğer yanda; sosyal yardım almıyorsa, beslenme çantası yerine umutsuzluğu ve açlığı taşıyan evlatlar var. Biri özel okulunda zil çaldığında yemeğine koşuyor; diğeri kantinden aldığı yarım tostu veresiye yazdırıyor. Biri cam şişedeki temiz suyu kana kana içerken; diğeri tuvalet musluğuna ağzını dayamak zorunda kalıyor. Biri kapısında güvenliklerin beklediği okullarda okurken, diğeri eli silahlı bir saldırganın hedefi olmaktan korkuyor. Yoksul çocukların okullarının önünde, çeteler, torbacılar kol geziyor. O çeteler, o mutsuz çocuklara kimlik kazandırıp eleman devşiriyor.

"Evlatlarımız okulda olmasalar bu kez iş cinayetlerinde ölüyorlar"

Her yıl ortalama 180 bin çocuk, suça bulaşıyor. Hatta Şanlıurfa’da ve Kahramanmaraş’ta en acı haliyle tecrübe ettiğimiz gibi çocuklar, cinayetler işliyor. Gelirde adaletsizlik, vergide adaletsizlik, mahkemelerde adaletsizlik ve sosyal hayatta adaletsizlikler toplumsal çöküşe neden oluyor.

Evlatlarımız okulda olmasalar bu kez iş cinayetlerinde ölüyorlar. MESEM’lerde, güvensiz koşullarda, ucuz iş gücü haline getiriliyorlar. Son 13 yılda iş cinayetlerinde ölen çocuk sayısı 852’ye ulaştı. Bu ülkede birileri güvende, birileri güvende değil arkadaşlar. 24 yıldır tek partiyle yönetilen ülkemizde, çocuklar güvende değil. Çünkü bu kara düzenin çarkları çocukları değil, makamları güvende tutmak için dönüyor. İşte biz, bu çark artık millettin lehine, yoksulların lehine dönsün diye siyaset yapıyoruz, bunun için mücadele ediyoruz.

1921'deki Meclis tutanaklarını örnek gösterdi

İlk Bayramımız Ulusal Egemenlik Bayramı… Bakın elimde 1921 yılından Meclis tutanakları var. O esnada Teşkilat-ı Esasiye Kanunu görüşülüyor. Görüşmelerde, Nahiye Müdürü’ne yani bir bucağın yürütme amirine, 24 saat-1 hafta arasında tutuklama yetkisi verilmek isteniyor.

Bolu Mebusu Tunalı Hilmi Bey buna itiraz ediyor. Diyor ki, "Eğer tutuklama yetkisi, bağımsız ve tarafsız birine değil de Nahiye Müdürü’ne verilirse, siyasi rakiplerini tutuklar." diyor. Tunalı Hilmi Bey, “Örneğin benim gibi bir ağanın, bir hafta değil, bir saat hapsi bile benim haysiyetimi kesmek için yeterli olur. Yalancı şahitler yaratırlar ve beni içeriye atarlar.” diyor.

Akın Gürlek tepkisi

Yani mesele şudur; bir vatandaşı ya da bir siyasetçiyi gözaltına alıp tutuklama yetkisi, başka bir siyasetçinin eline bırakılamaz. Tunalı Hilmi Bey’in bu kürsüde anlattıkları, 105 yıl sonra, 19 Mart Darbesi ile bu ülkenin gerçeği haline gelmiştir. Öncesinde hâkim olan, verdiği tüm kararlar Anayasa Mahkemesi’nden dönmesine rağmen, Bakan Yardımcısı yapılarak siyasete sokulan biri, Anayasa’ya aykırı olarak bu kez Başsavcı atanıyor ve partisine rakip olanları hapse attırıyor.

Görevini tamamlayınca yine “aferin” alıp, bu kez Adalet ve Kalkınma Partisinden bakan yapılıyor. Bir gün önce savcı, bir gün sonra bakan olan kişi ilk açıklamasını il başkanları toplantısında yapıyor ve "Partimizin başarısı için çalışmaya devam edeceğim." diyor.

"Hangi hukuktan bahsedeceğiz?"

Tunalı Hilmi Bey’in tarif ettiği gibi, gizli tanıklarla, yalancı şahitlerle Cumhurbaşkanı Adayımız Ekrem İmamoğlu ve onlarca seçilmiş belediye başkanımız 1 yıldan fazladır hapis yatıyor. Bu darbe ortadayken, darbeyi yapanların hukuksuzlukları ve haksız zenginleşmeleri kanıtlanmışken, şimdi burada hangi hukuktan, hangi demokrasiden bahsedeceğiz?

Terörsüz ve Demokratik Türkiye sürecindeyiz. Partimize yönelik tüm saldırılara rağmen, hatta kapatma davası açılması talebine rağmen, Orta Doğu’daki tehditleri görerek, Türklerin ve Kürtlerin kardeşliğinin önemini bilerek, bu milletin barışı ve bekası için bu süreci savunuyoruz. Ve daha fazla zaman kaybetmeden başarıya ulaşmasını bekliyoruz. Ama bu Meclis komisyon raporuna, kayyımların son bulmasını yazıyor. Buna rağmen hala 13 seçilmiş başkanın yerinde kayyımlar oturuyor.

"Bir yerel mahkeme, Anayasa Mahkemesini yok sayıp Can Atalay’ı hapisten çıkarmadı"

Bu Meclis komisyon raporuna, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uyulmasını yazıyor. Ama hâlâ bu kararlara uyulmuyor. Can Atalay’ı Hatay halkı seçti. Meclis’e gönderdi. Sayın Bahçeli o gün Meclis Başkanı sıfatıyla ismini okuttu ve yemin etmeye çağırdı. Ama bir yerel mahkeme, Anayasa Mahkemesini de Meclis’i de yok sayıp Can Atalay’ı hapisten çıkarmadı. Biz şimdi bu şartlarda milletin hangi egemenliğini konuşacağız?

İstanbul İl Başkanlığımızı 5 bin polis bastı. Milletvekilleri darbedildi. Bursa’da, Ankara’da milletvekillerine gaz sıkıldı. Şimdi burada milletvekillerinin hangi itibarını konuşacağız? Bugün, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Cumhuriyet Halk Partisi’ne kapatma davasından, butlana kadar dedikodular yapılıyor. Bu partinin evini yakmaya çalışanlar başarılı olursa, bu Meclis’in, bu demokrasinin kül olmasına nasıl engel olacağız?

"Boynumuzu veririz ama boyun eğmeyiz"

Demokrasiye kast eden vesayetçiler her gün saldırıyor. Bu millet her sabah bir operasyona uyanıyor. Bizi iyi tanıyın: Biz boynumuzu veririz ama boyun eğmeyiz. Biz devleti kuran partiyiz, bir avuç darbeciye teslim olmayız. Çünkü; biz sussak, evlatlarımız susmayacak. Biz unutsak, tarih unutmayacak!

Ama şunu da bilin: Türkiye’de çok kirli ve riskli bir yol açılıyor. Yarın günü gelir, bir gözü dönmüş savcı, bir gizli tanık bulan, her istediğine her iftirayı atabilir. Yarı günü gelir, bir asliye hukuk hakimini şeytana uyduran, her siyasi partinin il başkanlığını ele geçirebilir. Yarın günü gelir, Bölge Adliye Mahkemesi’ne bastıran, bir siyasi partinin seçilmişlerini görevinden edebilir. Ateşle oynuyorlar değerli arkadaşlar. Ateşle oynayan elini yakar, evini yakar. Yargıyla oynayan memleketin geleceğini yakar.

"Bu millet canını verir ama Atatürk'ün emaneti sandığı vermez"

İşte bu yüzden biz, 19 Mart 2025 tarihinden beri, bir mevzi olarak partimizi değil, bir cephe olarak demokrasiyi savunuyoruz. Kimseden de partimizi savunmasını beklemiyoruz. Hepinizden, temsil ettiğiniz milletin iradesini savunmanızı bekliyoruz. Birileri siyaseti topyekûn tasviye etmek istiyorlar. Biz ayrı partileriz. Ekonomide, ulaştırma politikalarında, sağlık hizmetlerinde rekabet edebiliriz. Ama adalet ve demokrasinin yokluğunda rekabet edemeyiz. Biz sizden, her birinizin eşit ve özgür yarışabileceği demokratik ortamı savunmanızı bekliyoruz.

Unutmayın: Bu milletten isteyin canını verir, evladını verir ama Atatürk’ün emaneti sandığı kimseye vermez. Bu millet, vesayetçinin postal giyenine de kravat takanına da geçit vermemiştir, bundan sonra da vermez. Bu millet; huzurunu bozanları, ekmeğini küçültenleri asla affetmez!

"Milletimiz sözünü söylemek için artık bir sandık beklemektedir"

Milletimiz sözünü söylemek için artık bir sandık beklemektedir. Bugün Can Atalay’ın hakkı teslim edilmezse, 8 milletvekilliği boştur. Anayasa’nın 78’inci maddesinin emrettiği ara seçim zamanı gelmiştir. Boş olan milletvekillikleri için sandık kurulmalıdır.

Üstelik bu yerlerin tamamında son seçimde Ak Parti birinci çıkmıştır. 3 yıl önce birinci çıktığı yerlerde seçimden kaçan, yenilgiyi baştan kabul eden bir iktidarın meşruiyeti sorgulanır. Ve milletin vermediği meşruiyet, çok güvenilen Amerikan Başkanı Trump’tan da onun Monarşi rejimlerini öven elçisinden de alınmaz. Meşruiyet, milletten alınır! Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir!