Ortak acılar üzerinden bireysel kimlik inşası…

Abone Ol

Yine bir “maymun sendromu” yaşadık.

Japonya’daki Ichikawa City Zoo’da annesi tarafından terk edilen yavru maymun yavru maymun Punch, peluş bir orangutan oyuncağıyla bağ kurdu.

Punch’un dünyaya servis edilen kısa videoalarda diğer maymunların saldırısına uğradığı, peluş oyuncaya sarıldığı, onu taşıyıp güvenli alanda sarıldığı görülüyor. Milyonlarca izlenme ve tepki aldı. Sosyal medyanın en çok ilgi gören konusu oldu.

Başta söylüyorum; bu maymun, nihilist penguenden daha hızlı unutulacak. Bu sözümü unutmayın.

Punch adı verilen yavru maymun, beklenmedik şekilde annesinin terk etmesi üzerine aynı ortamdaki diğer maymunlardan farklı davranış sergilemeye başladı.

Bunun üzerinden milyonlarca yorum yapıldı. Ortak duygu “acıma” ve kişisel duyguların yansıması…

İnsanlar benzer hayvan hikâyelerinde çok hızlı ve duygusal tepki veriyor. Bu sayede geniş kitlelerin ortak acısına dönüşüyor.

Daha 10 gün önce sürüden ayrılıp ölüm yolculuğuna çıkan pengueni hatırlayın. “Hatırlayın” derken unutulduğunu var saydım. Çünkü ortada olmayan ama var saydığımız bir hayvanın trajik öyküsüydü gerçekte… “Nihilist penguen” diye isim bile verildi.

Doğru bildiği yolda gitmesini takdir edenler, yalnız bırakmasına yönelik eleştiriler, yön duygusunu kaybettiren bir hastalığa yakalandığına kadar insanî temelli duygular yüklendi. Sonuç, bir haftada unutuldu. Şimdi yavru maymun Punch var!

Genellikle kişisel psikolojisiyle bağ kurup hayvana insani duygular yüklemek tuhaf aslında.

Bu tür yayılmacı dijital malzemeler sanki bir merkezden hazırlanıp dünyaya servis ediliyor. Günlerce meşgul oluyoruz.

Sosyal medyanın, dijital platformların ikna edici gücü itiraz edilemez

Japonya’daki Ichikawa City Zoo’daki garip bir maymun yavrusunun bu davranışları ustaca bir kurguyla servis edilmeseydi kim bilecekti?

MAYMUN SENDROMU

Dünya televizyon tarihinde en uzun süreli dizi kabul edilen Guiding Light, 1937’de radyo dizisi olarak başlayıp 1952’de televizyona geçtikten sonra da 2009’da final yapmış. Toplam 72 yıl.

Hikâye, kurgusal bir kasaba olan Springfield’da geçer ve birkaç ailenin kuşaklar boyu süren yaşamlarını anlatır.

Bunu aklınızda tutun.

Bir de bizdeki en uzun televizyon dizilerine bakalım. Hemen “Arka Sokaklar” ilk aklınıza gelen dizi olacaktır. 2006’den beri devam ediyor. Bir bölüm gösterilip ilgi çekmeyince kaldırılan onlarca dizi var.

Amaç ve hedefinin ne olduğu belli olmayan diziler sadece izleyici odaklı değerlendiriliyor.

Hatta dünya televizyonlarında yıllarca süren, sunucunun ömrü yetmediği için yeni bir sunucuyla devam eden dizi ve yarışma programlarının formatı Türkiye’de de uygulandı. Çoğu bir sezonu tamamlayamadı.

İstanbul’da gazetecilik yaptığım 1990 sonlarında bir sosyologla konuşmamızda nedenini sormuştum, “maymun sendromu” diye açıklık getirdi.

Psikolojide teknik olarak maymun sendromu tanısı konulmuş olsa da davranışlara yansıyan farklı tezahürleri var.

Bir duygu ve davranış üzerinde tutarsızlık. Bir heyecana bağlı geliştirilen tutum ve davranışın sürekliliği olmaması, yüksek arzu ve beklenti içeren bir durum karşısında kısa sürede farklı bir birey gibi davranmak…

Duygu tanıdık gelebilir. Ancak bize bu duyguyu veren çoğunlukla dış uyaranların güçlü etkisi…

SEVGİ VE ACIYA SEMBOL YÜKLEMEK

Bu durumlarda teşhis ve ifade gücüne güvendiğim sevgili dostum Doç. Dr. Mehmet Şakiroğlu’na “Nasıl yorumlarsın?” diye sordum?

Bu durumu Psikolog Harry Harlow deneyinin karşıladığını söyledi. Harlow, yavru maymunlarla yaptığı deneyde; süt veren tel anne ile yumuşak kaplı sahte anneyi kullanıyor. Yavru maymunlar tel anneden sütünü içip yumuşak kumaş kaplı anneye sarılmayı tercih etti. Bağlanmanın salt beslenmeyle değil, temas ve güvenle ilgili olduğu görüldü.

Maymun sendromu derken de kastedilen erken dönemde sevgi ve temas noksanlığı yaşayan bireylerde görülen bağlanma sorunları ifade ediliyor. Bu duygusal yoksunluğu maymun Punch üzerinde gördük. Güvenli sevgiye tutunma ihtiyacı anne yumuşaklığında bir peluşla karşılandı. İnsanın mahrum kaldığı sevgi bağının, beslenme ve barınma kadar önemli olduğunu hatırlattı.

Türler farklı da olsa erken dönem bağlanma davranışı canlılarda benzerlik gösterir. İnsanlar bu ortaklığı fark ettiği için penguen ve maymunun hikâyesi bu güçlü etkiyi yarattı.

Sosyal medyada her iki hayvanın da paylaşımlarının altındaki yorumlara dikkat edin. Acılar üzerinden kimlik inşa edilme gayretini görüyoruz.

Hayvanın hareketine bakıp kendi içindeki duyguyu ifade ederken aslında ne kadar büyük vicdan sahibi olduğunu öne çıkarıyor.

O insani ifadede ben hayvanı göremiyorum; yorumu yapanın acıyla tanışıklığına tanık oluyorum.

Terk edilmişliğin, aynı yaşlarda sevgiyle bağlanma ihtiyacının karşılanmamışının yarattığı yarayı açtığını görüyorum.

Belki de ortak acılar üzerinden insanın kendisini tanımlaması daha pratik bir terapi yöntemi olabilir.

Ancak unutmamak gerekir; biz insanız!

Acılar üzerinden inşa edilmiş kimlikle vicdan, ötekine saygı ve toplumsal sorumluluk beklenemez.

Geçmişteki acıları kimlik edinenler, kendi vicdanına ve herkese acı veren intikam hissi geliştirebiliyor.

Bütün acılara rağmen vicdanlı kalan ve erdemli bir hayatı seçebilen hakiki insandır.