Nerede olursanız olun bayram içinizde yaşıyor

Abone Ol

Bayramlarda can sıkıcı yazılar okumak kimsenin işine gelmez. Yazar olarak benim de yazmak... Üstelik herkesin aynı merak ve ilgiyle okuyabileceği yazı yazmak daha zordur. Deneyeceğim.

Nerede o eski bayramlar?” teranesine takılmadan. Kafa karıştırmadan. Biraz oradan biraz buradan. Ne kadar evirip çevirseniz de bayram herkesin yaşadığı ve içinde yaşattığı kadardır.

Yazar, toplumsal hayatın içinde herkesin kullanabileceği malzeme verirse okunur. Şimdi biraz bayramdan biraz da gerçeklerden söz edelim. Bu yüzden gündemden kopmamak için haberleri ve sosyal medyadaki konulara göz attım.

Haberler iç karartıcı. ABD – İsrail’in Irak’a yönelik ortak füze saldırılarının tehlikeli boyutlara ulaştığı ana haber. Ülke ve dünya gündeminde en önemli haberleri bulup paylaşan Dijital Gaste editörü Batuhan Yavuz’un, son verdiği haber: Irak’ın başkenti Bağdat’ta Ulusal İstihbarat Servisi’nin genel merkezine insansız hava aracı isabet etti.

Bununla bitmiyor. Katar’daki Ras Laffan enerji tesisine yapılan saldırı “kıyamet” olarak nitelendirildi. Çünkü sıvılaştırılmış doğal gazın beşte biri bu tesislerden sağlanıyor. Savaş hemen bitse bile dünya genelinde enerji fiyatları uzun süre yüksek kalacak.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın, islam ülkeleri ve komşu devletlerle çatışmaya niyetlerinin olmadığı açıklaması bile yürekleri serinletmiyor. Çünkü insansız hava araçları Ortadoğu ülkelerinin üzerinde kuş gibi uçuyor. Füzelerin her an bir komşu ülkesine ulaştığı ortamda endişe edilmez mi?

Bayrama böyle girdik. Nasıl çıkacağımız hakkında kimsenin fikri yok. ABD Başkanı Donald Trump’ın iki dudağı arasına sıkışmış İslam âleminin kaderi hakkında ne düşünürsünüz?

Durun, belki işinize yarar şu bölümü de okuyun; söz sonrasında eğlenceli birkaç cümleyle yazımızı bağlarız. Yazılı basının gözde haber kaynağı olduğu dönemde ana akım medyanın “kaptan köşkü” diye nitelendirilen bir gazetenin köşe yazarlarına baktım. Yemin ederim yazdıkları bilinenleri tekrar etmekten bile daha düşük düzeyde. Kimsenin ilgilenmeyeceği yazılar. Belki de neredeyse yazarlarından yarısının ilgilendiği yemek ve seyahat en çok okunan yazılar.

AKIL AKIL GEL BANA TAKIL

Herkesin başkasının aklına ihtiyaç duymadığı bir zamandayız. Öyle ki bir konuda fikir veren kişiyle alay etme amaçlı “Akıl akıl, gel bana takıl.” söylemi de bu dönemde ortaya çıktı.

Herkes herkese akıl veriyor ama başkasının aklına, ilmine ve gerçeğe dayanan bilgiye ihtiyaç hissetmiyor. Misal, eskiden çok okunan, yol yordam gösteren yazarlarına itibar edilen gazeteye göz attım. Adını vermeyeyim bir yazar, “İslam âlemi olarak epeydir ağız tadıyla bayramları idrak edemiyoruz.” diye yazısına başlıyor. Sonra da teşhisi koyuyor; Bunun yegâne sebebi, inançlarımızla yaşantımızın birbirine taban tabana zıt olmasındandır.

Bir yere kadar doğru. Dinî bayram duygusunun tezahür etmemesinin nedenlerinden biri olabilir sadece. Ekonomik yetersizlikler, kişilerin sürekli adaletsizlik ve eşitsizlikten söz etmesi, aklın dâhil edilmediği bir hayatın sürdürülmesinin dini hayatla ilişkilendirilmesi bir sebep olabilir. Ancak tamamını ihlaslı bir hayat yaşamamaya bağlamak safdilliktir. Aynı zamanda bu tatsızlığın kaynağını dinî hayata bağlamak da haksızlık. Dinî bayram olduğu için inançla bağlantılı bir kutlama geleneğinin sürdürülemediği bir gerçek. Ancak bunu sosyolojik gerçeğe dayandırmak yerine tamamen iman ve amel konusu hâline getirmek… Niyetini bilmediğim için gerisini yorumunuza bırakıyorum.

SEN YAP BEN BAKAYIM

Birilerinin sürekli yüksek taleplerde bulunmamayı, adaletli olmayı, yoksullara ve gariplere yardım edilmesini öneren ama kendilerinin varlık içinde yüzüyor olması kimin suçu olabilir?

Sürekli dindar olunmasını öneren aynı dinin mensubu güç sahibi kişinin, başka dinlerin nimetlerinden yararlanmak için birlikte üretilen kaynakları tek başına kullanmak istemesi olabilir mi?

Yazarın bu sözler karşısında, “Aynı şeyden söz etmiyoruz.” diyeceğini tahmin ederim. O halde ele vermek istemediğiniz hedefi ben açıklıyorum. Aynı mahallede yaşadığımız ama senin iman gücünü maddi gücüne katanlardan söz ediyorum. Kendisi namaz kılmayıp senin namaz kılmanı, vergi (sadaka, fitre) vermeyip sana malının 1/40’ını vermeni şiddetle öneren kişi… Yani sadece gösteren ama yapmayan; senin yapmanı bekleyen… İşte o kişiler ve onlara itibar edenler yüzünden tadımız kaçtı.

İhlas ve imanla Tanrının rızasının alınmayacağını artık her fâni idrak ediyor. Göstermekle değil yapmakla… Teknoloji, bilim, akıl yoksa Allah’tan talep ettiğimiz hayatı da hayali de yaşayamayacağımız apaçık ortada.

HACILAR ORADA HUU DİYOR MU?

Hayatınızda hep olmasını istediğiniz bazı insanlar vardır. Eğlencelidir ve o ölçüde duyarlı… İmalarında ve şakalarında akıl ve ince duygular barındırır. İşte bizim öyle bir Feyza öğretmenimiz var. Orta Doğu’nun bahar havasındaki günlerinde gittiği ülkelerden Mısır’da yine. Gider gitmez, “Sisi, pusu, rüzgârı, güneşi…” diye alt metin yazdığı paylaşımındaki Sisi’ye gönderme yapmadığına yemin ediyor. Tamam inandık.

Pekiyi Mısır’ın bir halk pazarında satıcıyla pazarlık ederken, “Kâbe’de hacılar hu der” ilahisini terennüm edip, yüzde 60’ını unuttuğu Arapçasıyla “Biliyor musun?”, “Hiç duydun mu?” diye ısrarla sormak kimin aklına gelir! Satıcı bilmediğini söyleyince de, “Belki biliyordur ve indirim yapar.” diye ontolojik bir bağ kurma gayretine kayıtsız kalmayacak kadar mizah mizacımız var.

Bizim katı ve bildiği tek şeyin doğru olduğunu savunan insanlardan akıl almaya değil; kanıtlanmış gerçeklere meyyal yazanlara ihtiyacımız var. Bizim her konuda kuşkulu ama bir o kadar da matrak maharetlerle hayatı tiye alabilecek insanlara ihtiyacımız var. Şu bayram günde yemin ederim ki doğru, dürüst, aklı başında, sevgi dolu, samimi insanlara muhtacız.

Yazının sonunu bilgisine hayran olduğum değerli bilim insanı filozof Prof. Dr. İonna Kuçuradi’ye bırakıyorum:

İki bakkal var, ikisi de doğru tartıyor. İlki insanları kandırmaması gerektiği için bunu yapıyor. Diğeri müşteri kaybetmemek için…

Asıl olan ilkidir. İkincisi ise sahtedir, göstermeliktir, müsameredir. İşte bu farkı herkese öğretmek gerekir.