Nâzım Hikmet’ten Necip Fazıl’a Soyer’den Tugay’a söz düellosu

Abone Ol

İzmir’de tarih tekerrür ediyor sanki. Bundan tam 90 yıl önce 1936’da cezaevinde bulunan ünlü şair Nâzım Hikmet ile yine dönemin etkili şairlerinden Necip Fazıl Kısakürek arasındaki atışmalara benzer bir söz düellosu yaşanıyor.

Hoş her iki isim, farklı dünya görüşüne sahip; geceyle gündüz gibi ayrı fikirleri savunuyordu. Ancak bugün İzmir’in halef – selef belediye başkanları arasındaki ciddi söz düellosunda da benzer bir tablo var.

Edebiyatın zirvesindeki iki şairin söz düellosu elbette seçkin sözler, incelikli yergi ve cinaslar barındırıyordu.

Özellikle “cinas” sanatındaki incelikleri onların mukayeseli üstünlüğünü gösteriyordu. Yani çok anlamlı bir sözcüğü iyi anlamı kullanır gibi görünerek kötü anlamını öngörme biçimindeki söz oyunu vardı atışmalarında…

Eski İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tunç Soyer, halefi Başkan Cemil Tugay’a cezaevinden sert sözlerle cevap yetiştirdi. Şu anda ceza evinde olmasında Tugay’ın parmağı bulunduğunu açıkça dile getirdi. Tugay da, Soyer’in “suçlu” olarak etiketlemesini reddettiğini açıkladı.

MAĞDURİYET EDEBİYATI MI?

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, Soyer’in ilk duruşmada tahliye edilmesi ve adil bir şekilde yargılanmasının öncelikli dileği olduğunu söyledikten sonra, “Yaşadığı mağduriyet, hiçbir şekilde benim neden olduğum bir durum değildir.” demesine rağmen ithamlar daha da ağırlaştı.

Başta belirttiğim iki zıt fikirli ünlü şairlerin atışmasındaki benzerliğe dikkat ediniz.

Soyer, tartışmada mağduriyet tarafını seçiyor, Tugay’ın açıklamalarını kastederek şunları diye getirdi: “Okuyan birçok insanın; ‘ne olmuş olabilir bu iki kişinin arasında?’ diye sorabileceğini düşündüm. Bir şeyler yazayım dedim, sonra vaz geçtim. Birden fark ettim ki yakın dost ya da ezel-ebet düşman olacak bir ortak geçmiş yaşamadık.

Burada edebî değer atfedilecek bir üslup olmasa da ince işlenmiş bir metin var. Mağdur edebiyatını güçlü bir argümanla destekliyor Soyer, “Bu parti de,” diyor, “bu memleket de en çok bu kişisel kavgalardan çekti.

Burası kavganın tarafı olmadığını, suçun başkasında aranması gerektiğine vurgu yapıyor.

Ancak bu arayışta hedefi ve yolu da tarif ediyor: “Şehir susuzluktan kırılırken sen algı yaratma peşindesin.

Soyer, suçlamalara yöneliyor, Tugay’ın dur durak bilmeden kendisine iftiralar atarak algı yarattığından bahsetmek istemediğini dile getiriyor. Cinas sanatı tam oturuyor.

Nâzım Hikmet’in 90 yıl önce Necip Fazıl’a gönderdiği mektup, günümüzde sosyal medya aracılığıyla tezahür ediyor.

Konu, kişiler, zaman ve mekân farklı ama insanın uzun tarihi içinde iletişim biçimindeki benzerlik şaşırtıcı değil mi?

Soyer, açıklamasının sonunda en etkili cümlelerini sıralıyor: Üstelik aynı partiden seçilmiş selefinizin hapse atılmasına sebep olmuşsunuz. Yedi aydır suçsuz yere tutuklu olduğunu biliyorsunuz ve bu koşullar altında ağzınızdan çıkanların onu, ailesini, yakınlarını, sevenlerini nasıl etkileyeceğini ya düşünemiyor ya da önemsemiyorsunuz.

Sonra kendisine eşi görülmemiş bir düşmanlık gösterdiğini hatta bunun mertçe olmadığını belirterek, kamuoyunun desteğini almak için de şehrin beklediği hizmeti verememekle suçluyor.

TUGAY: SUSMAYACAĞIZ!

Soyer’in tutukluluk halinden duyduğu rahatsızlığı her fırsatta dile getiren İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, konunun kendisiyle ve belediyeyle ilgili olmadığını tekrarladı. Soyer’in tutuklu yargılandığı davanın kendi döneminde kurulan ve belediyenin kentsel dönüşüm projelerinin yapımında yüklenici olarak sorumluluk verilmiş kooperatiflerle ilgili açıldığını hatırlatan Tugay, “İddianamedeki 450 kişi mağdur, 7 kişi ise müşteki sıfatıyla yer almaktadır. Bu isimler arasında Cemil Tugay ya da İzmir Büyükşehir Belediyesi de yoktur. Ayrıca, davacı kamu adına İzmir Cumhuriyet Başsavcılığıdır.” diyor.

Olayların tarafı olmasanız da ortada mağdur rolüne bürünmeye çok müsait konu var.

Belli ki artık Başkan Cemil Tugay da susmayacak. Madem kılıçlar çekildi, herkes hakkını savunacaktır.

ŞAİRLERİN ATIŞMASINDAKİ KALİTE

Şimdi başa dönersek; Necip Fazıl Kısakürek ile Nâzım Hikmet Ran arasındaki edebî ve fikrî içerikli atışmalara bakınca; halef selef politikacıların atışma düzeyindeki benzerliği görebilirsiniz. Ancak edebiyatçıların sözcüklerinde hedef bireysel… Zihinsel olgunluk, hızlı, pratik ve sözün karşı tarafı vurması amaçlanıyor ki, dönüşümlü olarak bunda hedef tutturuluyor.

Ünlü yazar Franz Kafka’nın, “Beyinlerimiz savaşsın isterdim ama görüyorum ki silahsızsınız bayım.” sözünün üzerine çıkan bir polemik çok azdır.

İşte bizim şairlerimiz de ondan geri kalmaz. Nâzım Hikmet ve Necip Fazıl, Bahriye Mektebi’nde arkadaştır. Zamanla fikir dünyaları ayrışır ama biri hapse düştüğünde öteki mutlaka ziyaretine gidecek kadar medenî tavırlıdırlar.

Her ziyarette birbirlerine laf cambazlığıyla edebî düşüncedeki tefekkürlerini sınayarak üstünlük kurma gayretleri dikkat çeker.

O dönemlerde (1930’lu yıllar) iktidarla problemli ilişkilerini satırlara döken sanatçıların derdi bugünkü siyasi ikbal kavgası yapanların atışmalarından çok farklıydı.

Nâzım Hikmet ile Necip Fazıl’ın bu garip ilişkisi mektuplarına da yansır. İki aydının farklı fikirlerde olsa da tartışmaları medeniyet sınırları içinde kalmıştır.

Her satırları ders verici niteliktedir.

Nâzım Hikmet, Necip Fazıl’ın kıvrak kalemi, çevik lisanı ve sanatına hayranlığını saklamaz, metheder ama iktidarla girdiği yaranma ilişkisine acımasızca saldırır, “Kirletme temiz adını.” der. Varlık dergisinde ayrıntılı yer alan mektubun sonuna “Eski dostun Nâzım.” diye imza atar.

Necip Fazıl da karşılık verir. Sözcükler sihirli mermi gibi döner. “Nâzım Hikmet! Nafile çabalıyorsun. Sana kızmıyorum, kızmayacağım.” diye söze başlar ama gizlediği öfkesini sözcüklerin arasından sızdırır.

Sonuçta neyi görüyoruz. İşte o sözcüklerin efendisi iki şair de giderek öfkelerine yeniliyor. Sözcükler sertleşiyor, vicdanları nefsine yeniliyor.

Dememiz o ki, tarih ve talih kişilere verdiği gücü elinden aldığı zaman gerçek yüzünü teşhir ediyor.

Tarihin tekerrür ettiği falan yok aslında. İnsan hiç değişmiyor, kendini tekrar edip duruyor.