Lavanta kokulu senfoni...

Abone Ol

Gürültü yapmadan akıp gitmek hayatta ve geçerken derin bir iz bırakabilmek... Kendi içinde tezat görünse de bir yaşama sığdırabileceğiniz en güçlü felsefedir belki bu. Sessiz de olabilir çünkü kiminin dayanılmaz ağırlıktaki varlığı. Vardır, görünür ama asla "Ben buradayım!" diye bağırmaz... 'Ol'duğu yerden ötürüdür gücünü aldığı yer.

Sadeliğiyle konuşur o. 'Var'lıktan 'ol'maya giderken, dere tepe 'bilgelik' yolunu aşındırmıştır. Çok fırtına çıkmıştır karşısına yol boyu, kim bilir kaç tsunamiyle vurmuştur kıyıya defalarca ama becermiştir deryada bir katre olmayı da. Her "Bittim!" dediği yerden, yeniden sürgün vermiştir içinde bir filiz... Ve, o filiz öğretir bağırmadan haykırmayı ona.

Hepimizin hayatında kalıcı ya da geçici, bir şekilde böyle biri olmuştur mutlaka... Bazen hiç tanımadığınız biridir; durakta otobüs beklerken çıkar karşınıza... Sınıfın en sessizi gibi gördüğünüz için konuşmaya pek de yanaşmadığınız ve bir gün okul çıkışı eve dönerken size yoldaşlık eden arkadaşınızdır ya da.

Hiç göstermeden taktıkları apoletleri vardır omuzlarında. Göstermezler, çünkü onlar da bilmez o apoletlerin varlığını; biri doğuştan kuşandırmıştır sanki onları... Onlar için su gibi, ekmek gibi doğaldır böyle olmak yaşamda.

Çok şanslıyım ki, fazlasıyla böyle kişiler oldu hayatımda... Yine çok şanslıyım ki, onların yoğurduğu bir hamur oldum, büyüdüm sonra. Yaşamın sessiz tanıkları olarak, 'çok sesli' üç çocuk hazırladılar bu hayata. Ben ve iki ağabeyime büyük bir miras bıraktılar; taç yaptık biz de, onurla taşıyoruz daima başımızda.

Doğan Zıhnalı'dır onlardan biri; şeftir "sessizlik orkestrası"nda. Baba olmadan babalık edenlerin bir tanesidir, inci tanesidir benim nazarımda; kod adı "dayı"dır ama... Genç yaşında üstlendiği, her katmandan babalık rolünü, kesintisiz devam ettirmiştir ömrü boyunca... Annesine de, her iki ablasına da, üç yeğenine de; her birinin durumuna özel hamilik yapmıştır hayatlarında. Bu rolleri üstlenirken, hayat da çokça kamçı vurmuştur sırtına. Ne var ki o, gözyaşında-kahkahasında, yenilgilerinde ya da yengide; hep küçük sesle konuşmuştur hayatla. Yaşadığı ne varsa bilmiştir ki; tüm bunlar hizmetkârdır onun için "ol"ma yolunda.

Meşhur bir markanın, meşhur lavanta kolonyası vardır; onu çok severek kullanırdı canım dayım. O, artık on yıldır başka bir boyutta ışıldıyor ama bazen durup dururken, evde bir başımayken, o lavanta kolonyası tütüyor burnumda. Böyle zamanlarda özellikle, biliyorum ki; dayım çok yakınımda. Sırtımı sıvazlayan elini duyumsuyorum sonra. Çokça, düştüğüm zamanlarda oluyor bu. Biliyorum ki; beni kaldıran odur... Tıpkı, çocukluğumda çakıl taşlı bir kumsalda düşüp de dizimi kanattığım o günkü gibi; sigarasının içini boşaltıp tütün basıyor yarama.

10 yıl önce bugündü, uğurladım onu sonsuzluğa. 10 yılda ne çok şey değişti de tek, ona olan özlemimin hacmi değişmedi; boşluğu asla dolmayacak sonsuz bir özlem kaldı bana.

Sessiz eşlikçisi olduğumuz hayatın izini sürmek ama tek başına bir senfoni seslendirebilmek için hayat yolunda, gidip bir lavanta kolonyası dökmeliyim hemen şimdi avucuma.