İzmir Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Aziz Kocaoğlu, Basmane Çukuru üzerinden süren tartışmalarda sessizliğini bozdu. Yenigün TV’de yaptığı açıklamalarda mevcut yönetimi sert sözlerle eleştiren Kocaoğlu, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay ve Başkan Vekili Levent Yıldır’ın açıklamalarına doğrudan yanıt verdi.
Daha önce TMSF ile yapılan anlaşmayla belediyenin payını yüzde 30’a çıkardıklarını hatırlatan Kocaoğlu, gündemdeki sözleşme taslağının bu haliyle uygulanması durumunda “hangi işin etik, hangisinin yitik olduğunun İzmir kamuoyu tarafından görüleceğini” söyledi. Tartışmanın merkezinde ise Basmane Çukuru’nun geleceği, kamu yararı ve belediyenin hakları yer aldı. Yenigün TV'de yaptığı açıklamalar şu şekilde:
Kocaoğlu, kendi döneminde TMSF ile yapılan anlaşmayla tapuda görünen belediye payının yüzde 11’den yüzde 30’a çıkarıldığını hatırlattı. Mevcut süreçte gündeme gelen protokol taslağının maddelerine itiraz eden Kocaoğlu, “Bu sözleşme taslağı olduğu gibi uygulanırsa hangi işin etik, hangi işin yitik olduğunu İzmir kamuoyu öğrenecektir” ifadelerini kullandı. Tartışma, arazinin kullanım şekli, belediyenin hakları ve kamu yararı başlıklarında yeniden alevlendi.
Tartışmanın odağında protokol taslağı ve “feragat” maddeleri
Kocaoğlu’nun eleştirilerinin merkezinde, Basmane Çukuru’na ilişkin yeni protokol taslağında yer aldığı belirtilen maddeler var. Kocaoğlu, belediyenin arazide sergi ve müze gibi işlevler dışında farklı bir uygulamaya gidemeyeceği, ayrıca bazı hukuki süreçlerden feragat edilmesine dönük hükümler bulunduğuna dikkat çekti. Bu çerçevede, “Sorunu çözmek ver-kurtul değildir” diyen Kocaoğlu, belediyenin menfaatinin korunacağı ve kimsenin mağdur olmayacağı bir formülün masada kurulması gerektiğini savundu. Kocaoğlu’na göre mesele yalnızca yatırım ya da proje başlığı değil; belediyenin, dolayısıyla kentin ve “İzmirlinin malı” olarak tanımladığı kamusal hakkın geleceği. Bu nedenle protokolün, detayları şeffaf biçimde tartışılarak ilerlemesi gerektiğini vurguladı.
Kocaoğlu: “Tapuyu nasıl veriyorsun, sen onlara nasıl inanıyorsun?”
Kocaoğlu, eleştirilerinde sözleşme ilişkisinin kurulma biçimine de sert çıktı. “Karşıda iki şirket var, burada koskoca İzmir Büyükşehir Belediyesi var” diyerek, tapu devri üzerinden örnek veren Kocaoğlu, güven ilişkisinin karşılıklı teminatlarla yürütülmesi gerektiğini söyledi. Kocaoğlu, sıradan bir kat karşılığı anlaşmada bile arsa sahibinin kendini güvenceye aldığını hatırlatarak, belediye ölçeğinde aynı hassasiyetin daha güçlü biçimde kurulması gerektiğini ifade etti. Sürece dair geçmişi anlatırken, kendi döneminde payın yüzde 30’a çıkarılmasına giden yolu da özetledi; meslek odalarıyla yürütülen temasları, davadan vazgeçme taahhütlerini ve o dönemde sağlanan mutabakatı hatırlattı. Kocaoğlu’na göre bugün tartışılan metin, belediyenin elini zayıflatabilecek riskler taşıyor ve bu riskler kamuoyuna açık biçimde konuşulmalı.
“Etik değil” tepkisi: “Çok ağır bir laf, ortada kalsın”
Aziz Kocaoğlu, Başkan Vekili Levent Yıldır’ın açıklamalarına özellikle “etik değil” ifadesi üzerinden yanıt verdi. Kocaoğlu, mecazi anlamda kullandığı cümlelerin farklı bir yere çekildiğini savunarak, “Etik değil lafı çok ağır bir laf” dedi. Kendi geçmişine yönelik böyle bir ithamı bugüne kadar duymadığını belirten Kocaoğlu, bu tartışmanın kişisel polemik gibi görülmemesi gerektiğini, asıl meselenin protokolün içeriği olduğunu dile getirdi. “İade de etmiyorum. Ortada kalsın” sözleriyle çıkış yapan Kocaoğlu, kamuoyunun uygulama başladığında “hangi işin etik, hangisinin yitik” olduğunu göreceğini söyledi. Bu ifadeler, tartışmanın dilini de sertleştirirken, Kocaoğlu’nun eleştiriyi “kamu yararı” çizgisinde kurmaya çalıştığı dikkat çekti.
Yoğunluk artışı ve “belediye hizmet alanı” sorusu öne çıktı
Kocaoğlu, “yoğunluk artışı yok” açıklamalarına karşı, sözleşme maddeleri üzerinden farklı bir hesaplamaya işaret etti. Protokolde emsal oranı ve bazı katların yoğunluk hesabı dışında bırakılmasına ilişkin ifadeleri örnek gösteren Kocaoğlu, bodrum katlar ve teras gibi unsurlarla metrekare artışı oluşabileceğini, bunun da toplam yoğunluğu yukarı çekebileceğini savundu. Bu noktada Tugay ve Yıldır’a doğrudan soru yönelten Kocaoğlu, “Belediye hizmet binası yapılacak mı, yapılmayacak mı?” dedi. Sözleşmede “belediye hizmet alanı” geçerken, ayrıca 30 bin metrekare kültür-sanat salonundan söz edilmesini çelişki olarak yorumladı. Kocaoğlu’na göre bu sorular netleşmeden ilerlemek, ileride “ticari bütünlük” gibi kavramlarla belediyenin seçeneklerinin daralmasına yol açabilir. Bu nedenle, metnin teknik ve hukuki yönlerinin bağımsız uzmanlarca değerlendirilmesi çağrısında bulundu.
“Bundan sonra ne söylerlerse söylesinler cevap vermeyeceğim”
Açıklamalarının sonunda Kocaoğlu, tartışmanın kişiselleştirilmesine itiraz ederek, bu tür kritik konularda uyarıda bulunmanın “vatandaşlık hakkı” olduğunu söyledi. Kocaoğlu, konunun uzmanlarına danışılması, tarafsız hukukçulara metnin okutulması ve notlar alınması gerektiğini vurguladı. Buna rağmen kendisine yönelik rencide edici bir üslup kullanıldığını düşündüğünü belirten Kocaoğlu, “Bundan sonra da ne söylerlerse söylesinler cevap vermeyeceğim” diyerek polemiği büyütmeyeceği mesajını verdi. Ayrıca “fes giydirmek” ifadesinin, birini kandırmak ya da aldatmak anlamında kullanılan bir deyim olduğunu hatırlattı. Kocaoğlu’nun çıkışı, Basmane Çukuru’nda uzun süredir bekleyen çözümün, bu kez protokolün maddeleri üzerinden daha sert bir kamuoyu tartışmasına dönüşebileceğini gösterdi.