Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 30 Ağustos Zafer Bayramı için bir yazı kaleme aldı.

Kemal Kılıçdaroğlu, 14 Mayıs ve 28 Mayıs seçimlerine değinerek, "Son seçimler, kimimizde bir yılgınlığa ve dağılmaya neden olsa da mücadelemizi pes etmeden, haktan, hukuktan ve adaletten yana olan herkesle birlikte sürdürmenin değerini, bu haklı mücadeleyi daha da büyütmenin gerekliliğini göstermiştir. Bizler, ‘umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır; ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim.’ diyen, Mustafa Kemal Atatürk’ün yolundan gidenleriz. Öyleyse umut hep vardır ve hep var olacaktır." ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan yazısında, "30 Ağustos’un 101’inci ve Lozan’ın 100’üncü senesinde; yani savaş meydanlarında kazandığımız zaferleri tutumsal zaferlerle taçlandırmamızın üstünden geçen yüz senelik bir sürecin sonunda ülkemiz, Osmanlı’nın son dönemini hatırlatacak şekilde yaşamın her alanda derin bir çözülmenin ve çürümenin pençesindedir." dedi.

Sığınmacı sorununa da dikkat çeken CHP lideri şöyle devam etti:

"Demografimize, sosyal yapımıza, asayişimize, tutumsal yaşamımıza yönelik bu duruma iktidar sahipleri gözlerini kapamış; birkaç milyar Avro uğruna, cennet vatanımız Avrupa’nın kaçak göçmen kampına çevrilmiştir. Şerefli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı satışa çıkarılmış; şehit kanlarıyla sulanmış topraklarımızda gayrimenkul edinen yabancılara, ay yıldızlı pasaportumuz promosyon kuponu yapılmıştır."

Kemal Kılıçdaroğlu yazısına şöyle devam etti:

"Bu iki tutumsal ilke, tüm yokluklara rağmen, Cumhuriyetimizi kuran yurtsever kadroların kırmızı çizgileri olmuştur. “Güçlü maliye” prensibi çerçevesinde bütçe birliğine ve tüm mali işlerin TBMM denetiminde olmasına önem vermişlerdir.

Bugün geldiğimiz noktada ise bütçe birliğinden eser kalmamış; TBMM’nin bütçe yapma ve bütçeyi denetleme işlevi köreltilmiştir. Varlık Fonu ile bütçe birliği bozulmuş; Cumhuriyetimizin elinde kalan son varlıkları Sayıştay’ın yani TBMM’nin denetiminden kaçırılmıştır. Yine Cumhuriyetimizi kuranlar “Saklanacak ve güvenilecek para yalnız Türk parasıdır” derken bugün milli paramız “değer saklama” işlevini tamamen yitirmiştir.

Bugünün iktidarı siyasi menfaatı için ülkemizin istikbaline ihanet etmekten çekinmemiş, kur korumalı mevduat uygulamasıyla dolarizasyonu Cumhuriyet tarihimizin en yüksek seviyelerine taşımış, Merkez Bankası’nın döviz rezervlerini talan etmiş, ülkemizin döviz pozisyon açığını arşa çıkarmıştır.

Hazine yalnız dışarıdan değil içeriden de dövizle borçlanır hale getirilmiş, devletin tüm borç stoku içinde dövizli borçlanmanın oranı olağanüstü seviyelere sıçramıştır. Yakın tarihimizde ilk kez iç borcun ödenecek faizi, borcun anaparasını aşmış; bu yetersiz kadrolar faiz lobilerini bir kez daha ihya etmiştir. Hal böyle olunca tıpkı Osmanlı’nın çöküş dönemindeki Düyunu Umumiye İdaresi’ni hatırlatan, Borçlanma Genel Müdürlüğü de yeniden kurulmuştur.

Tüm bunların üstüne, iktidar sahiplerinin müsebbibi olduğu korkunç yaşam pahalılığı ve ağır işsizlik, hanelerdeki sefaleti vahşice artırmıştır. Milli servetimiz bir avuç yandaş varsılın elinde toplanmış, gelir ve servet dağılımındaki adaletsizlik zirveye çıkmıştır.   

Ülkemizin ekonomik bağımsızlığı, milletimizin rahatlık ve refahı, toplumsal dengemiz bugün bu yetersiz kadrolar elinde, her türlü tehlikeye ve tehdide açık haldedir.  Tüm bu örnekler ışığında, Atatürk’ün önemli bir tavsiyesini yeniden anımsamak gerekiyor.

Atatürk, Nutuk’ta 'Saygıdeğer ulusuma şunu öğütlerim ki bağrında yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki öz mayayı çok iyi incelemeye dikkat etmekten hiçbir zaman geri kalmasın.' diyor. Atatürk’ün öğüdü, bugün içinde bulunduğumuz ekonomik buhranın ve bu buhranın yarattığı ekonomik soykırımın müsebbiplerini, sorumlularını gözlerimizin önüne serer niteliktedir. İktidar sahipleri, vicdanlarındaki öz mayanın sonucu olarak, ülkemizi yeni bir esirliğe sürüklemiştir. Bir avuç faiz lobisinin ve onların ülkemizdeki işbirlikçilerinin jandarmalığına soyunmuş bir iktidarla karşı karşıyayız. Dahili bedhahlara dönüşmüş olan bu mevcut siyasi iktidar; kişisel çıkarları uğruna ülkemizi ekonomik bir işgalin hedefi hâline getirmiştir. Milletimiz, bu ekonomik işgal karşısında harap bir haldedir. Ancak bu şartlar altında dahi her yaştan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının görevi, bağımsızlığımıza ve Cumhuriyetimize sahip çıkmaktır.

Son seçimler, kimimizde bir yılgınlığa ve dağılmaya neden olsa da mücadelemizi pes etmeden, haktan, hukuktan ve adaletten yana olan herkesle birlikte sürdürmenin değerini, bu haklı mücadeleyi daha da büyütmenin gerekliliğini göstermiştir. Bizler, 'Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır; ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim.' diyen, Mustafa Kemal Atatürk’ün yolundan gidenleriz. Öyleyse umut hep vardır ve hep var olacaktır.  

Bu düşüncelerle tam bağımsızlığımızın miladı olan Milli Kurtuluş Savaşımızın her bir aşamasında şehit düşen asker ve sivil tüm kahramanlarımızı rahmet ve saygıyla anıyorum; Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarına bir kez daha şükranlarımı sunuyorum.

Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün kurmay zekâsı ve askeri tecrübesiyle kazanılan Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin 101’inci yıldönümü hepimize kutlu olsun."

Editör: Batuhan Yavuz