İzmirli Serkan Arslan, doğuştan Spinal Musküler Atrofi (SMA) hastası. Yıllar boyunca tekerlekli sandalyesine mahkûm bir yaşam süren Arslan, fiziksel engeline rağmen hayata sıkı sıkıya tutundu. Arslan'ın azmi, hem kendi yaşamını değiştirdi hem de benzer durumdaki hastalara ilham kaynağı oldu.
Yapamazsın diyenlere inat başardı
Arslan'ın kariyer basamaklarını çıkması da büyük zorluklar ile gerçekleşti. İlköğretimini tamamladıktan sonra ilçesindeki meslek lisesine kayıt yaptırmak istediğinde okul yönetiminin Arslan'ın babasına, "Okuyup ne yapacak, okumasın" deyince, Arslan bu sözlerden etkilenerek lise tercihi yapmaktan vazgeçti. Durumu öğrenen arkadaşı Batuhan Kara, kendisi için yaptığı lise tercihlerinin aynısını habersizce Arslan için de yaptı. Tercih sonuçlarının açıklanmasıyla iki arkadaş, Torbalı Atatürk Anadolu Lisesi'ni kazandı.
Dokuz Eylül Üniversitesi'nde psikoloji okudu
Dört yıllık lise eğitiminin ardından Arslan, girdiği üniversite sınavından aldığı puanla Dokuz Eylül Üniversitesi Psikoloji Bölümü'ne birincilikle girip okulu da birincilikle tamamladı. Azmini yitirmeyen Arslan, Engelli Kamu Personeli Seçme Sınavı'nda (EKPSS) kendi branşında birinci olup Torbalı Devlet Hastanesi'ne psikolog olarak atandı. Eğitimine son vermeyen Aslan, Dokuz Eylül Üniversitesi Klinik Sinir Bilimler Yüksek Lisans Programı'nda eğitimine devam ediyor.
Asıl zor olan toplumun önyargılarını aşmak
SMA hastası olduğunu ancak bu durumun kendisini tanımlamadığını vurgulayan Psikolog Serkan Arslan, SMA'nın hayatının sadece bir parçası olduğunu belirterek, insanlara yardımcı olma arzusunun ise her zaman içinde yer aldığını ifade etti.
Toplumun genellikle engelli bireylerin yapamadıklarına odaklandığını ifade eden Arslan, "Duyamamak, konuşamamak, görememek ya da yürüyememek gibi. Oysa bizler yalnızca destek alan değil, aynı zamanda destek veren, üreten ve katkı sağlayan bireyleriz. Toplumun da bu bakış açısını kazanması, engelli bireylerin gelişimi açısından oldukça önemli. Elbette süreç boyunca birçok sorunla karşılaştım. Bu sorunlar, fiziksel erişilebilirlikten toplumsal önyargılara kadar çeşitliydi. Fiziksel engeller çevresel düzenlemelerle ya da çevremdeki insanların desteğiyle aşılabiliyordu. Ancak asıl zor olan, toplumun engellilere yönelik algılarıydı. Çünkü birçok engelli birey hayata ‘Yapabilir miyim?' sorusuyla başlıyor. Benim burada olmam ve mesleğimi icra ediyor olmam, bu soruya verilmiş bir cevaptır" diye ekledi.
Danışanlarından da önyargılı davrananlar oluyor
Hastalarının kapıyı ilk açtıklarında kendisini görünce önce şaşırdıklarını ve sağa sola bakarak başka bir doktor aradıklarını vurgulayan Arslan, sözlerini şu şekilde tamamladı: "Hastaların odaya girince ‘Doktor Bey yok mu?' diye soranlar oluyor. ‘Buyurun, ben bakıyorum' dediğimde ise mahcup bir şekilde özür diliyorlar. Ancak test uygulamaları yaptığımızda ya da bireysel görüşmeler gerçekleştirdiğimizde bu önyargıların yerini güvene bıraktığını görebiliyorum. Benzer bir durum, zaman zaman meslektaşlarımın odasına girdiğimde de yaşanıyor. Beni hasta zannedip ‘Pardon, içeride hasta var' deyip geri çıkaranlar oluyor. Ancak daha sonra o kişi görüşme için karşıma geldiğinde ‘Siz psikolog muydunuz?' diye sorduğunda, dönüşüm sürecini bizzat gözlemlemiş oluyorum. Hayatta karşımıza birçok engel çıkacak; öncelikle bu gerçeği kabul etmeliyiz. Üstelik bu durum sadece engelli bireyler için değil, toplumun her kesiminden insanlar için geçerli. İçinde bulunduğumuz şartları her zaman değiştiremeyebiliriz, ancak o şartlara ilişkin bakış açımızı değiştirmek daima mümkündür. Bu noktada yönümüzü belirleyen şey engeller değil, bakış açımızdır."