İzmir 100 yılda yağmura 200 kişiyi kurban verdi

Abone Ol

Başlığı dikkat çekmek için değil, araştırıp yazdım. İzmir dört gündür yağmur ve sele teslim oldu. Kent merkezinde metrekareye 106.4 kilogram yağış düştü. Bu rakam 88 yılın en yüksek şubat ayı ortalaması… 1938 yılından bu yana İzmir’de şubat ayı yağış ortalaması 100,9 kilogram ölçüldü. Bu dört günde 4 kişi sele kapılarak öldü.

İnsan hafızasında kalıcı olmayan acılar benzer şekilde tekrarlandığında katlanarak üzerimize gelir. Dillere pelesenk olan “küresel ısınma, iklim değişikliği” gibi sözlerin üzerine bu kadar yağışın ardından can kaybı, tarım ve yerleşim alanlarının zarar görmesi ne anlama geliyor?

Üstelik boşalan barajlarda su seviyesinin yükselmesinin sevinci bile yaşanamadı.

Şimdi 4 günde 4 kişinin sel sularına kapılıp hayatını kaybettiği İzmir’de geriye doğru giderek hafızamızı tazeleyelim.

Alsancak’ta 12 Temmuz 2024’te sağanak yağışta yolun karşısına geçerken su birikintisine basan 23 yaşındaki tıp öğrencisi Özge Ceren Deniz, açıkta bırakılan elektrik kablosundan akıma kapıldı. Genç kız ve kendisini kurtarmak isteyen 44 yaşındaki İnanç Öktemay hayatını kaybetti.

Tire’de 15 Aralık 2022’de 1 kişi sel sularına kapılarak hayatını kaybetti. 2021 yılı şubat ayında yine sel baskınında 2 kişi öldü. Bu arada Kemeraltı’nda 1998’de yine bir esnaf yağış sırasında elektrik kaçağı sonucu hayatını kaybetti.

BÜYÜK İZMİR SEL FELAKETİ

İzmir için en büyük kayıp 3-4 Kasım 1995’te ani sel felaketinde verildi. Resmi kaynaklara göre 61 kişi gece yarısı uykuda ölüme yakalandı. 20. yüzyılın sonunda Türkiye’de en büyük sel felaketine sahne olan İzmir’de Yamanlar Dağı etekleri, Karşıyaka, Çiğli ve Bornova etkilendi.

Daha da geriye gidelim. Resmi makamların kayıtlarına göre 1930’larda meydana gelen ani sel baskını sonucu 100’den fazla kişi hayatını kaybetti. Sonraki yıllarda bu ölçüde toplu kayıp yaşanmamış olmalı ki, kayıtlara geçmemiş. Ancak sel baskınları yüzünden kayıp olmaması mümkün değil.

Bütün bu kayıplarla ilgili sayısal veriler içinde yağışa bağlı olduğu teyit edilmeyen ölümler de var. Sel sularından kurtulup tedavi sırasında hayatını kaybedenler de dâhil edilince sayı artıyor.

İzmir’in merkez nüfusu bugün 3.3 milyona, ilçelerle birlikte 4 milyon 500 bine ulaştı. “Mondern dönem” kabul edilen 2000’li yıllarda toplam can kaybının daha az olduğu dikkat çekiyor. Ancak maddi kayıplar artıyor.

İZMİR’İN YAPISI DOĞAL TUZAK

Akdeniz iklimi etkisinde olan İzmir, kısa sürede ama yoğun yağış alıyor, sonbahar ve kış başında konvektif sağanaklar ani sele yol açıyor. İklim değişikliği, yağış rejimini bozduğu için daha az ama daha şiddetli geliyor. Eskilerin “40 yılda bir” hatta “100 yılda bir” söylemi şimdi 10 yılda bir görülüyor.

Sıralamaya devam edelim: Coğrafi ve jeomorfolojik faktörler. Yani İzmir’in yüzey şekli, topografyası sel için “doğal tuzak” gibi… Yamanlar Dağı, Nif Dağı ve Bozdağ’ı düşünün. Dağlar ve Körfez yakın mesafede olduğu için yağmur suları hızla aşağıya, yerleşim alanlarına iniyor.

Meles, Bornova, Arap ve Balçova derelerinin taşkın yataklarının yerleşime açılması da doğal tuzağı yok saydı. Oysa İzmir’in çok uzun tarihine bakınca hep Bayraklı ve Kadifekale gibi kayalık ve sağlam zeminler üzerine inşa edilmiş. Zamanla denize yaklaştıkça felaketler eksik olmamış.

Sel kayıtları ve afet raporlarına bakarak en riskli ilçeleri sayalım: Yamanlar’dan ani akışa maruz kalacak Karşıyaka, dere üstü yapılaşmanın yaygın olduğu Bornova, alçak kot ve denize yakınlığıyla Çiğli, altyapının eskiyip betonlaşmayla kontrol edilemeyen Bayraklı, kanalizasyonlarının yetersiz kaldığı Konak.

Düz arazi koşulları ve dere taşkınlarıyla Tire, Selçuk, Torbalı, Ödemiş, Kiraz ve kısmen Beydağ kırsalda riskli ilçeler arasında yer alıyor.

DERS ALINMADI, ALINMIYOR

İzmir’in 1995’te yaşadığı büyük sel felaketinden sonra yağmur suyu kolektörleri genişletildi, bazı dere yatakları ıslah edildi. Erken uyarı sistemleri geliştirildi. Ancak değişmeyen ve ders alınmayan durumlar da var. Dere yataklarının üzeri pek çok yerde hâlâ kapalı, taşkın alanlarında yapılaşma sürüyor.

Uzman raporları en tehlikeli senaryoları ortaya koyarken; 2-3 saatlik aşırı sağanaklara dikkat çekiyor. Hatalı yapılaşma yüzünden can ve mal kaybına insan eliyle zemin hazırlanıyor.

İklim değişikliği gerçeğine dayanarak söyleyelim; ani yağışlar devam edecek, yine seller akacak. İzmir’in fiziki yapısı değişmeyeceğine göre akıllı projelerle kontrol edilebilir.

İzmir’den fazla yağış alan, deniz seviyesinin altında Hollanda’nın başkenti Amsterdam’da sel yüzünden ölüm sıfır. İspanya’nın İzmir gibi Akdeniz şehri Barselona’nın ani yağışları meşhur. Sorunu yeraltı su tünelleriyle çözdü. Yağmur parkları, taşkın caddeleriyle destekledi. Şiddetli yağışlar haber bile olmuyor. Sorun sadece bütçe, para pul değil; özgün planlama…

DERELERE SAVAŞI BIRAKIN!

Şiddetli yağışlar yine gelecek dedik. Sel de kaçınılmaz ama önlemek için öncelikle derelerin üzerine kapatarak yok saymak en büyük hata… Bir de dere yataklarının yanına yerleşim alanları açmak, binalarla donatmak tehlikeyi çağırmakla aynı şey. Derelere alan bırakıp taşkın alanına sahip çıkmak, park ve spor alanları ve otoparkları suların basmasına izin vermek çözüm olabilir.

Her yerin beton zemin olması yerine geçirgen toprak alanların bırakılması, yağmur bahçeleri, bina önlerinde su yutucu alanlar açılması da çözümler arasında yer alabilir. Şehrin yüzde 10’unda uygulanması halinde bile sel yükünün alacağı öngörülüyor.

İzmir’in bazı bölgelerinde hala yağmur suyu ve kanalizasyon aynı hatta gidiyor. Tıkanınca her yeri su basıyor. Bu ayrım yapılmadıkça sel riski bitmeyecektir.

Sonuç: İzmir’in sel sularıyla mücadelesinde eksik gedik ne varsa ve çözüm önerilerini sıraladık. Şayet önlem alınmazsa önümüzdeki yıllarda İzmir’de sel riski azalmayacak, kat kat artacak.

Çünkü başta belirttiğimiz gibi iklim değişikliği durmuyor; yağış sayısı azalacak ama yağışın şiddeti artacak. Kısa sürede yağan aşırı yağmur betonlaşmış şehri göle çevirecek. Risk artarken altyapı zayıflıyor.

Böyle bir tablodan şunu çıkarmak akıllıca olur: Her türlü teknik, bilim ve maddi olanaklara sahip şehirde tek şeye ihtiyaç var. Bu riskleri görüp zaman geçirmeden önlem almak. Bu durum, hem sel felaketi oluşmasını engeller hem de felaket sonrası maddi kayıpları…

Tercih sadece aklın kararına bırakılmalı.