30 Mayıs gecesi İstanbul'da ilginç bir kültürel deneyim yaşandı.
Şehrin bir yanında opera, neoklasik pop ve Akdeniz lirik geleneğinin yaşayan efsanelerinden Andrea Bocelli sahneye çıkarken, diğer yanında popüler kültürün en tartışmalı isimlerinden Kanye West yaklaşık 118.000 insanın karşısına çıktı.
Aynı şehirde, aynı akşam, birbirine bu kadar uzak iki sanatçının konser vermesi tesadüf müdür?
Bu durum günümüz müzik dünyasının nasıl değiştiğini gösteren küçük bir laboratuvar gibi. Dualiteye ne gerek var? Bu dünyada herkese yer var.
Andrea Bocelli'nin hikâyesi başlı başına bir roman konusu.
Ray Charles’ın hikâyesinde de görünmeyen başrol aslında oğluna acımak yerine onu güçlü olmaya zorlayan annesiydi. Bocelli’nin annesi de oğlunu birçok konuda yüreklendirmiş, teşvik etmiş ve bugünlere gelmesinde büyük rolü olmuş.
1958 yılında İtalya'da doğan Bocelli, çocukluğundan itibaren ciddi görme problemleri yaşadı.
Doktorlar Andrea doğmadan önce ailesine umutsuz senaryolar anlatarak doğmasını engellemek istemişler. Buna rağmen annesi vazgeçmemiş.
12 yaşında geçirdiği bir futbol kazasının ardından tamamen görme yetisini kaybetmiş.
Birçok insan için hayatın duracağı nokta burası olabilecekken Bocelli için hikâye tam burada başlıyor.
Ve 1992 yılında kader Bocelli’nin kapısını çalmış.
Luciano Pavarotti dinlediğinde; “Kim söylüyor? Bana ihtiyacın yok, ben bundan daha iyi söyleyemem.” demiştir.
Hikâyenin gerisini tahmin ediyorsunuz.
Bocelli bugün dünyanın en tanınan klasik müzik elçilerinden birisi oldu.
Opera ile popüler müzik arasında kurduğu köprü sayesinde hem opera salonlarını doldurdu, hem de stadyumları.
Dünya çapında 90 milyondan fazla albüm satışı yaptı.
30 Mayıs gecesi İstanbul'un başka bir köşesinde tamamen farklı bir hikâyenin başrolünde olan Kanye West vardı.
Bir tarafta yıllarını ses tekniğine, müzikal zarafete ve repertuvar kültürüne adamış ünlü İtalyan tenor; diğer tarafta müzik kadar skandallarıyla da konuşulan bir popüler kültür fenomeni…
Kanye West...
Fakat Kanye West sadece müziğiyle konuşulan birisi olmadığı için uzun zamandır gereksiz açıklamalarıyla gündeme geliyor.
Sosyal medya paylaşımları, siyasi söylemleri, çeşitli toplulukları hedef alan açıklamaları ve Adolf Hitler'e yönelik övgü dolu ifadeleri ve “Heil Hitler” adlı şarkısıyla dünya çapında çok büyük bir tepki çeken birisi olarak hâlinden çok memnun görünüyor.
“Reklamın iyisi kötüsü yoktur” sözü Amerika’da da geçerli demek ki.
Büyük tepkiler topladığı için bazı organizasyonlar onunla çalışmayı bıraktı.
Avrupa’daki birçok konseri iptal edildi. Avustralya ve Birleşik Krallık ülkeye girişini yasakladı.
Bugün ise görünür olmak çoğu zaman üretmekten daha değerli hâle geldi.
Skandallar bir şarkıdan daha çok dikkat çekebiliyor, bir tweet bazen bir albümden daha çok konuşulabiliyor.
11 yıldır Avrupa’da konser veremeyen Kanye West, Türkiye’de kariyerinin en büyük konserini yaklaşık 118.000 seyirci ile İstanbul’da Atatürk Olimpiyat Stadı'nda verdi.
Özellikle böyle konserlerin ülke ekonomisine katkısı küçümsenemez.
Bir tarafta yıllarını sanata, nefes tekniğine, diksiyona, yorumculuğa ve repertuvara adamış bir tenor… Diğer tarafta ise yaşadığı her tartışmayı küresel bir medya olayına dönüştürmeyi başaran bir popüler kültür fenomeni.
Opera ve rap, müzikal anlamda en uç noktalarda yer alan iki zıt kutup.
Bocelli ve West’in tek bir ortak noktası olabilir: Her ikisinin konserlerinde on binlerce insanı peşinden sürüklemeyi başarıyor olması.
İstanbul bir yanda operayı, diğer yanda rap'i ağırladı.
Türkiye’nin bir hoşgörü ülkesi olduğunu bizlere bir kez daha gösterdi.
30 Mayıs gecesi, müzik terazisinin iki kefesinde siyah ve beyaz vardı.
Teraziyi dengede tutan şey ise o gece İstanbul'un ta kendisiydi.
Bu sona ne denir? Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine.
Bu yoğunlukta bir köşe yazısında metnin yaklaşık %15-20'sini bold yapmak idealdir; yukarıdaki seçimler yazının ana tezini, Bocelli'nin yaşam öyküsünü, Kanye West karşıtlığını ve final mesajını öne çıkarır.