İran'da yaşananlar: Kuşak kırılması ve toplumsal yansımaları

Abone Ol

İran'da bugünlerde yaşanan sorunları, suikastleri bir rejim sorunu olarak ele almak olaylara çok sığ bir yerden bakmak olur. Bugün yaşananlar ne tek başına "rejim krizi" ne "kadın hareketi" ne de jeopolitik anlamda yaşanan gerilimlerin dışa vurumudur. Yaşananları anlamak için kronolojik sırayı takip ederek bugünden devrim sürecine kadar adım adım takip etmemiz gerekir.

İran'da yaşanan, 1979'daki İran İslam Devrimi sonrası; Humeyni, Şii fıkhında farklı konularda, kısıtlı bir alanda var olan; "Velayet-i Fakih" sistemini, kayıp On İkinci İmam (Mehdi) yönetimi devralana kadar dinî bir liderin yönetim sorumluluğu üzerine kurmuş ve yeniden kurgulamıştır. Bu doktrin tüm sistemler üzerinde kurumsallaştırılmış ve dini konularda hiç kimsenin kendi tasarrufuna bırakılmaması gereken bir sisteme dönüştürülmüştür. İran'da tüm mekanizmalar, seçimler, parlamento; hem Cumhuriyet unsurları hem teokratik denetimle ilgili tüm mekanizmalar bu sisteme bağlıdır. İran'da kullanılan bu hibrit sistem; yani hem dünyada olmak yönüyle yönetim hem dini rehberlikte halkın tek bir sistemle yönetilmesi, ülkeyi; dünyaya açık bir demokrasiyle, sınırları ve ideolojileri belli kapalı bir sistemin tam ortasında tutmaktadır.

Özellikle 2022 yılı sonrası artan toplumsal protestolar uzun zamandır biriken gerilimi daha görünür kıldı. Ama her ne olursa olsun İran halkını muhafazakarlar ve reformistler olarak ortadan ikiye ayırmak mümkün olmasa gerek. Elbette sorunlarını dile getiren insanların tek sorunu rejim değil. Ekonominin kötüye gitmesi, artan işsizlik oranları, yaşam maliyetleri ve siyasi anlamda temsil kanallarının her geçen gün kısıtlanıyor olmasını dile getirenler de var.

İran'da genç nüfus toplumun büyük bir kesimini oluşturuyor ve bu gençler 79'da yaşanan devrimin, toplumsal hafızası ile ilgili büyük bir kırılmaya sebep oluyor. Çünkü onlar devrim ve savaşla ilgili dönemi yaşamadılar. Ve tüm bu yaşananlar toplumsal hafıza tarafından gençlere hem sözel olarak hem bilinçdışı mekanizmalarla aktarılıyor olsa da küreselleşen dijital kültür, sosyal medya bu kırılmanın belirleyici faktörlerinden biridir. Bu durum elbette yalnızca İran için geçerli değil, geçmiş anlatılar gençler için tarihsel bir miras olarak taşınsa da, kişisel deneyimlerinin bir parçası değil.

Bu kırılmanın son yıllarda derinleştiğini söylemek mümkün. 2022'de Mahsa Emini'nin şüpheli ölümü ve sonrasında yaşananlar toplumdaki gerilimin görünür hâle gelmesindeki en önemli olaylardan biridir. Belki de en önemlisidir.

Ancak her şeye rağmen biliyoruz ki; İran halkı heterojen bir yapıda olsa da büyük çoğunluğu dindar ve muhafazakâr insanlardan oluşuyor. İran'da Mehdi inancı Şii teolijisinin önemli başlıklarından biri olarak varlığını sürdürmekte, siyasi yöneticiler ise bu inancı siyasal meşruiyetleri ile bağdaştırıyor. Ve bu durum karşılıklı bir sistem oluşturarak toplumsal kodların hem oluşmasına hem de pekişmesine zemin hazırlıyor. O nedenle bugün yaşananlara klasik bir sekülerleşme hareketi değil, meşruiyet biçiminin yeniden yorumlanması olarak bakmak ve genç kuşağın talebini ise metafizik bir yönetimden çok otoritenin yeniden tanımlanması, yaşam kalitesinin arttırılması ve belki refah seviyesi gibi konular üzerinden değerlendirmek gerekir.

Sonuç olarak İran rejimi, İran Devrim Muhafızları kanalıyla güçlü bir kurumsal yapıya sahip. Ve İran'da değişim talebi hiçbir zaman homojen bir talep olarak ortaya çıkmadı, devrimci kimlik halkın büyük çoğunluğunda sağlam bir dayanak noktası. Bu nedenle de sürecin kökten bir değişim değil de, katmanlı bir dönüşüm süreci olarak işlemesi daha muhtemel görünüyor. İran'da yaşananlara toplum-devlet krizinden çok anlatının değişmesi olarak bakmak ve İran halkını hem toplum olarak hem de fert fert insanlar olarak çok boyutlu anlamaya çalışmak gerekir.