Unutmayalım diye güçlü bir metaforla hatırlatıyorum: Yakında susuz kalacağız. Yemin ediyorum!
Önem sırasına göre; kimi abdest alacak temiz su bulamayacak kimi de taharet için… Hepimiz için ise içme suyu bile risk altında. Tarım arazilerinde zaten yavaş yavaş sular çekiliyor.
Ege’nin, hatta Türkiye’nin tarımsal üretiminin önemli bölümünü karşılayan Menderes Havzasında tehlike çanları çaldı, duymayan çoğunlukta…
Aydın’da geçen yaz devlet kurumları, sulu tarıma dayalı bazı ürünlerle ikinci ürün ekim yapılmaması için uyarıda bulundu.
Aslında kuraklık “geliyorum” diye alarm verdi, 2000’li yılların başından beri her yıl daha kurak yaz geçiriyoruz.
Geçici çözümler üretiliyor. Örneğin şehir içinde zaman dilimlerine göre su kesintisi yapılıyor. Araç yıkamacılara izin verilmiyor. Bahçe sulama yasaklanıyor. Kontrolü zor da olsa yeraltı sularının aşırı çekilerek kireçlenmesi göz önüne alınıp sondaj yasakları getiriliyor.
Bütün bunlar, çare olmadı. Olmayacağı da biliniyordu.
Yeni kaynak arayışları olmadıkça; doğanın doğal akışına uygun hareketinin önüne geçilemezdi.
Nihayetinde ülkenin en verimli yeşil örtüleri de alevlere esir düşünce yağış rejimleri bozuldu. Aylarca tek damla yağmur düşmedi.
Yaz ortasında yağmurun toprakla buluşmasından çıkan enfes kokuyu alarak büyümüş bir nesil olarak en çok biz hasret kaldık yağmurlara…
Biz ki, yaz ortasında rapsodi yapmış çocuklardık!
Yağmur altında ıslanmanın en güzel haliydi yaz yağmurları…
İZAHI OLMAYANIN MİZAHI OLUR
İstihza ile mizah arasında uçurum vardır. İlki alay, ikincisi zekâ barındırır. İlki tutturamadığı hedefe bütün insanları koyun sürekli imâ ve itibarsızlaştırma yoluyla laf sokma peşindeki yetersiz kişidir. İkincisi kendisiyle barışık, hayatı anlamlandırıp yaşadığı ortama değer katmaya çalışan pozitif kimlikli bireydir. Bunları hayatınızda karşılaştığınız kişilerin davranışına göre gözlemleyebilirsiniz.
Geçtiğimiz günlerde zekâ ve zarafetiyle hayata değer katan eğitimci arkadaşım Feyza öğretmenin seyahat günlüğünde her zamanki gibi gülümseten mizahi ifadelerine rastladım. Uçakta bir fotoğraf ve altında, “Lost dizisinden kalma paranoyalarımla 8 saat yolculuk… Yılbaşı akşamı İbrahim Tatlıses’in girdiği tripler gibi ahvâlim” diye yazmış.
Hah şimdi yazı malzemesi çıkar diye aklımdan geçerken nereye gittiğini merak ettim.
Nihayet 8 saatin sonunda Feyza’dan bir Maldivler sahilinden fotoğraf ve altında, “Büyük usta Fedon affetsin! Sezonu açmasını beklemeden Ekvator’a geldik. Biraz nefeslendikten sonra mücadeleye kaldığımız yerden devam…” şeklinde açıklamayla mizahî paylaşım geldi.
Konuya geliyorum; keşke Dijital Gaste’de yazarımız olsaydı Feyza diye düşündüm ama özel nedenlerle teklifimi üzülerek kabul edemeyeceğini beyan etti.
Dünyayı iyi bir yer haline getirecek insanlar mizah penceresini açık tutabilenlerdir. Gerektiğinde acıları tedavi edebilecek ölçüde güçlü bir ilaçtır mizah…
Ölçüsü yine zekânın tutunabildiği üst sınırı hayatın gerçekliğini idrak edebilmesindendir.
İzmir geçenlerde bir günlük susuzluk provası yaptı ya; tam 28 saat şehrin büyük bölümü damla suya hasret kaldı. Maldivler’de su olup olmadığını sordum Feyza’ya, “Buralar hep bebek…” diye esprili üslubuyla yanıt verdi.
SUYLA ŞAKA OLMAZ!
İzmir Valisi Dr. Süleyman Elban’ın, “kuraklığa karşı deniz suyu alternatifine önem vermeliyiz” önerisi aklıma geldi.
Hemen araştırmaya başladım. Çöl ülkeleri susuzluk sorunlarını nasıl çözüyor? Deniz suyunu hangi ülkeler ve ne ölçüde kullanıyor? Gibi sorulara yanıt aradım.
Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri başta olmak üzere Kuveyt, Libya, Katar, Dubai, İran, İspanya, Amerika Birleşik Devletleri, Japonya, Singapur, Malezya ve İtalya etkin biçimde deniz suyunu arıtarak kullanıyor. Ortadoğu’nun zengin ülkelerinin kullandığı bu yöntem, küresel ısınmanın getirdiği kuraklık karşısında Avrupa’nın güneyinde artık geçerli.
Maldivler, her yıl milyonlarca turist çekerek sağladığı dövizle su gibi yaşamsal kaynaklara yatırım yapıyor. Yoksunluk yaşanmaması için şimdiden önlem alınmış ki, için yaşayanlar bile farketmiyor.
Zira Maldivler’de de nehirler ve akarsular küresel ısınmanın etkilerini yaşıyor. Turizm hareketleriyle artan nüfusa yetersiz kalan su kaynaklarını şimdiden koruma altına alıyor.
“Suyla şaka olmaz” diye darbımesel vardır. “Her an akıntıya kapılıp dalgalar yutuverir” anlamında ihtardır.
İşte şaka ile gerçek arasındaki ince çizgiyi ayıran şey de budur. Yani mizahı aklın yanında tutup gerçeklikle yarıştırmadan hakkını teslim etmektir.
Yoksa boş laf ve istihzayla mizah yaptığını sanıp sadece kendisi gülen ama başkalarını üzen insanların eline teslim edilmeyecek bir malzeme varsa sudur, su!
Sorumsuzluklarını, başkasının eksiği olarak politik malzeme yapanlara karşı; gerçeği kaynağından bulup çıkaran sorumlulara ihtiyaç var.
Bugünlerde yerel yönetimlerle devlet kurumları arasında yetki üzerinden atışmalar başladı.
“Susuzluğa karşı önlem sadece bizim sorumluluğumuzda olmamalı” diyen yerel yönetimler, bir de DSİ gibi devlet kurumlarını su kaynaklarına erişime engellediği iddialarıyla tuhaf tutumlar sergiliyor.
Ayrıntı haberleri Dijital Gaste’de okuyacaksınız. Biz de gelişmeleri yine gündeme getirip ayrıntılarla yazacağız.
Şakası yapılmayacak bir şey kaldıysa o da sudur!