Haldun Dormen’in vefatı, insanın hayatında bire bir karşılaşmadığı hâlde varlığına alıştığı bir ismin eksilmesini fark etmesi gibi bir duygu yaratıyor. Onu tanımadım, aynı salonda bulunmadık, sohbet etmedik, çalışma alanlarını paylaşmadık. Buna rağmen kültür sanatla ilgilenen biri olarak, onun tiyatro dünyasında hep bir yerde durduğunu bilerek yaşadım ve bu bilme hâli zamanla sessiz bir güvene dönüştü.
Tiyatrodan söz edilen her ortamda, bir oyunun neden ayakta kaldığı ya da bir oyuncunun sahnede nasıl bu kadar sağlam durabildiği konuşulurken yol bir şekilde ona çıkardı. Türkiye’de tiyatronun yıllar boyunca değişen koşulları, kapanan salonları, daralan imkânları ve dönüşen seyirci alışkanlıkları düşünüldüğünde, Haldun Dormen adının aynı ağırlıkla anılmaya devam etmesi başlı başına anlam taşıyordu. Bu durum tiyatroya geçici bir hevesle yaklaşılmadığını, uzun soluklu bir anlayışın kurulduğunu hissettiriyordu.
Ben onu önce afişlerde ve yazılarda gördüm, ardından hakkında anlatılanlar birikti. Kurduğu tiyatro, sahnelediği oyunlar, yetişmesine katkı sunduğu oyuncular derken zihnimde yavaş yavaş bir portre oluştu ve bu portrenin merkezinde sahneye duyulan derin bir saygı yer aldı. Bu saygı, sahnedeki düzenin ve anlatının doğallığında kendini gösteriyor, tiyatroyla yakın ilişki kurmayan izleyiciye bile geçebiliyordu. Zamanla Haldun Dormen benim için bir kişiden çok bir yaklaşımı temsil etmeye başladı. Emeği merkeze alan, seyirciyle kurulan ilişkiye özen gösteren, sürekliliği önemseyen bir yaklaşımı. Onu hiç tanımamış olmam bu etkiyi zayıflatmadı, aksine kültür sanatın kişisel temasların ötesinde bir alan olduğunu daha görünür kıldı. Vefat haberinin ardından oluşan ortak duygu da bunu doğrular nitelikteydi. Farklı kuşaklardan, farklı alanlardan insanlar aynı cümlelerde buluştu. Kimi sahneden tanıdı, kimi kulisten, kimi yalnızca izleyici koltuğundan ama herkes bıraktığı izi hissediyordu.
Bu yazıyı kaleme alırken hissettiğim şey bir veda değil, bizde bıraktığı izlerdir. Uzun yıllar boyunca varlığını doğal kabul ettiğim bir ismin aslında ne kadar büyük bir alanı doldurduğunu şimdi daha net görüyorum. Haldun Dormen, tanımadığı insanların hayatında bile bir boşluk hissi yaratabilecek kadar güçlü bir miras bıraktı ve bu miras oyunlarla sınırlı kalmayıp bir bakış açısı, bir sahne ahlakı ve bir çalışma kültürü olarak yaşamayı sürdürecektir. Onu tanımadan da bu mirasa temas etmek mümkün. Kültür sanatın kalıcılığı tam olarak burada başlamaktadır.