İzmir’de sanat mevsimi bazen insanı şaşırtmayı başarıyor. Sanatın birbirine benzediğini düşündüğünüz anda bir sergi çıkıyor karşınıza ve size hâlâ gerçek anlamda etkilenmenin mümkün olduğunu hatırlatıyor. Gülderen Depaz’ın “Güneşe Koş” başlıklı retrospektif sergisi de böyle bir etki yaratıyor. Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nin galerilerine yayılan sergi, ilk andan itibaren izleyiciyi içine alan yoğun bir atmosfer kuruyor. Kapıdan içeri adım atıldığı anda hissedilen estetik bir rahatlık olmuyor; tam tersine, insanın iç dünyasına doğru açılan sert bir kapı hissi beliriyor. Belki de serginin gücü burada başlıyor. Çünkü Gülderen Depaz izleyiciyi güvenli bir mesafede tutmayı tercih eden sanatçılardan biri değil.
Konak’taki Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde 31 Mayıs 2026 tarihine kadar ziyaret edilebilecek olan sergi, sabah 10.00’dan akşam 19.00’a kadar açık. Fakat buraya hızlıca uğrayıp birkaç tabloya bakıp çıkılacak bir sergi gözüyle yaklaşmak hata olur. “Güneşe Koş” insanın zaman ayırmasını isteyen bir sergi. Hatta biraz sessizlik isteyen bir sergi. Çünkü duvarlarda duran tuvaller büyük ölçüde bugünün dünyasının ruh hâlini taşıyor. Kaos, kırılma, korku, yorgunluk, öfke ve bütün bunların arasında kaybolmamaya çalışan insan yüzleri…
Serginin ilk bölümünde karşılaşılan büyük ölçekli işler izleyiciyi oldukça sert bir atmosferle karşılıyor. Kalın boya katmanları, parçalanmış figürler, üst üste binen bedenler ve karanlık tonlar bir felaket duygusu yaratıyor. Ancak bu felaket hissi teatral bir gösteriye dönüşmüyor. Gülderen Depaz acıyı dekor gibi kullanan bir sanat dili kurmuyor. Tam tersine, insanın gözünü kaçırmak isteyeceği duyguların içine doğru ilerliyor. Son yıllarda çağdaş sanat alanında sık karşılaşılan steril estetik anlayışının uzağında duran bir yaklaşım bu. Resimlerin yüzeyinde hayatın ağırlığı hissediliyor. Boya katmanlarının altında biriktirilmiş öfke, kaygı ve direnç duygusu var.
Belki bu nedenle sergiyi gezerken insanın aklına sürekli bugünün dünyası geliyor. Haber bültenlerinde birkaç saniye görünüp ardından unutulan savaşlar, göç yolları, yıkılmış kentler, yangınlar, toplumsal çöküşler… Gülderen Depaz bütün bunları doğrudan anlatmıyor ama resimlerin içinde bu çağın ruhu dolaşıyor. Özellikle bazı figürlerdeki parçalanmış yüz ifadeleri uzun süre akılda kalıyor. İnsan bir tabloya baktığında ilk anda ne gördüğünü anlamıyor, sonra yavaş yavaş resmin içine çekiliyor. Bu çok önemli bir detay. Çünkü günümüzde birçok sergi ilk bakışta tüketiliyor. “Güneşe Koş” ise hızlı bakışı reddediyor.
Serginin ilerleyen bölümlerinde atmosfer değişmeye başlıyor. Özellikle portrelerin yoğunlaştığı alanlarda insan yüzü başka bir anlam kazanıyor. Sanat, bilim ve toplumsal mücadele tarihinde iz bırakmış kadın figürlerden ilhamla oluşturulan bu bölümde ressam klasik bir kahramanlık anlatısı kurmuyor. Yüzler güçlü olduğu kadar kırılgan da görünüyor. Bazı portrelerde ışık doğrudan gözlere vuruyor, bazılarında ise yüz neredeyse karanlığın içinde eriyor ve serginin adı daha çok hissediliyor: “Güneşe Koş.”
Bu isim ilk anda umutlu bir çağrı gibi duyulsa da serginin içinde dolaştıkça başka bir anlam kazanıyor. Buradaki “güneş” daha çok, karanlığın içinden geçerek ulaşılmaya çalışılan bir yer gibi duruyor. Gülderen Depaz’ın resimleri de bunu anlatıyor zaten. İnsan kırılmadan dönüşemiyor. Yaralanmadan güçlenemiyor. Sergi boyunca hissedilen temel duygu bu oluyor.
Bugünün sanat ortamında birçok iş birbirine benzemeye başladı. Aynı renkler, aynı kavramsal cümleler, aynı güvenli alanlar… “Güneşe Koş” bu tekrar hissinin dışına çıkabilen sergilerden biri. Çünkü burada gerçek bir hayat deneyimi var. Sanatçının uzun yıllara yayılan üretim hafızası hissediliyor. Retrospektif yapının en güçlü tarafı da bu zaten. İzleyici sanatçının farklı dönemlerine ait işleri gezerken onun düşünsel dönüşümünü de takip edebiliyor. İlk dönemlerde daha sert ve doğrudan bir anlatım dikkat çekerken sonraki işlerde metaforların derinleştiği görülüyor. Renk kullanımı değişiyor, figürler parçalanıyor, yüzler dönüşüyor ama resimlerin içindeki insan hâli hep varlığını koruyor.
Sergide en dikkat çekici şeylerden biri insanların tabloların karşısında uzun süre durması oluyor. Bugün birçok sergi birkaç telefon karesiyle tüketilip geçiliyor. Buradaysa insanlar gerçekten bakıyor. Sessizleşiyor. Hatta bazı tuvallerin önüne tekrar dönüyor. Sanırım sanatın hâlâ en iyi tarafı burada yatıyor. İnsan hızını kesebildiği anda sanat gerçek etkisini göstermeye başlıyor.
“Güneşe Koş”, İzmir’de son yıllarda açılan en çarpıcı sergilerden biri olarak hafızada kalacak gibi görünüyor. Sergi 31 Mayıs 2026’ya kadar Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde görülebilir. Gülderen Depaz ise resimleriyle bugünün karanlığını anlatırken insanın içindeki ışık arayışını da canlı tutmayı başarıyor.