ABD ile İsrail'in İran'a yönelik saldırıları uluslararası siyasetin en kritik başlıklarından biri hâline gelirken; siyaset bilimci ve yazar Doç. Dr. Fatih Yaşlı, gelişmeleri değerlendirdi.
Dijital Gaste'ye konuşan Yaşlı, savaşın yalnızca bölgesel bir gerilim değil, aynı zamanda ABD hegemonyasının gerilemesi ve Çin'in yükselişiyle bağlantılı küresel bir mücadele olduğunu kaydetti.
ABD ve İsrail'in İran’a yönelik saldırganlığını küresel kapitalizm bağlamında değerlendiren Yaşlı, gerilimin yeni olmadığını vurgulayarak şunları söyledi:
İran’a yönelik saldırgan tutum elbette ki Trump döneminde başlamadı; İslam devriminin ilk günlerinden itibaren ABD ve İsrail, kurulan yeni rejimi düşman olarak gördü, aynı şekilde yeni İran için de ABD ve İsrail ikilisi baş düşmanları oluşturuyordu, dolayısıyla meselenin yarım asra yaklaşan bir tarihsel boyutu var. Ancak bugün gelinen noktada İran’a karşı doğrudan ve böylesine geniş kapsamlı bir operasyona girişilmesinin Trump iktidarıyla ve hem onun ideolojik kodlarıyla hem de Amerikan kapitalizminin içinde bulunduğu durumdan kaynaklı olarak emperyalizmin yeni yönelimleriyle doğrudan bağlantısı bulunuyor.
"Trump'ın ideolojisi olan MAGA hareketi, Batı medeniyeti dışındaki halkları 'aşağı ırk' olarak görüyor"
ABD’deki ideolojik yönelimin de bu politikada etkili olduğunu belirten Yaşlı, "Trump’ın ideolojisi olan MAGA hareketi (Make America Great Again), açıkça Hristiyan ve beyaz milliyetçiliği üzerine kurulu radikal sağ bir karakter taşıyor ve Batı medeniyeti dışındaki diğer halkları 'aşağı ırk' olarak görüyor. Öte yandan MAGA’nın içerisinde Hristiyanlığın özellikle Evangelist yorumunu benimseyenler siyonizmle teolojik bir ittifak kurmuş durumdalar." dedi.
Burada asıl belirleyici unsurun ekonomik ve jeopolitik koşullar olduğunu ifade eden Yaşlı, şu değerlendirmeyi yaptı:
Ancak esas belirleyici olan bana göre az önce sözünü ettiğim Amerikan kapitalizminin durumu ve emperyalizmin yeni yönelimleri. Trump iktidarı, ABD’nin son yıllarda yaşadığı ekonomik durgunluğu çözmek ve ülkeyi yeniden sanayileştirmek iddiasıyla işbaşına geldi, bunun için ise mutlaka ve mutlaka enerji kaynaklarının kontrolüne ihtiyaç var. Bunun da ötesinde özellikle dijital teknolojinin ve yapay zekânın üretimi için de enerji kaynakları üzerindeki hâkimiyetin artırılması gerekiyor.
"Trump sırasıyla üç enerji coğrafyasını hedef aldı"
ABD’nin enerji kaynakları üzerindeki kontrolünü artırmaya yönelik bir strateji izlediğini vurgulayan Yaşlı, sözlerini şöyle sürdürdü:
Bu nedenle de Trump sırasıyla üç enerji coğrafyasını hedef aldı: Venezuela, Grönland ve İran. İlkinde devlet başkanını kaçırdı, ikincisinde işgale girişemedi ama başka pazarlıklar devam ediyor, üçüncüsünde ise geniş kapsamlı bir askerî saldırı başlattı.
Tüm bunların uzanacağı yer ise elbette ki Çin. Çin hem Venezuela ve İran petrollerinin baş alıcısı hem de Grönland’daki nadir mineraller Çin’le teknolojik savaş yürütmek için olmazsa olmaz bir zorunluluk. Dolayısıyla esas mesele ABD hegemonyasının gerilemesine ve Çin’in yükselişine karşı süreklileşmiş bir saldırganlık siyasetini devreye sokmak ve devam ettirmek.
ABD-İsrail saldırılarına 'sol'un tavrı
İran'daki rejimin yapısına rağmen sosyalist hareketlerin nasıl bir tutum alması gerektiğine ilişkin soruya da yanıt veren Yaşlı, solun geniş kesimlerinde bu konuda bir netlik olduğunu söyledi.
Yaşlı, "Bu mesele savaşın başından beri yoğun bir şekilde tartışılıyor ama solun geniş bir bölümünün zihinsel bir netliğinin olduğunu söyleyebiliriz: Bu da kayıtsız şartsız ABD-İsrail saldırganlığının karşısında durmak ve anti-emperyalist bir tavır almak." dedi ve şöyle devam etti:
Hele savaş başlamışken, ABD-İsrail ikilisi pervasız bir şekilde İran’ı vuruyorken ve saldırılarını daha da artıracağı anlaşılıyorken; oturup İran rejimini tartışmanın sosyalist sol açısından bir anlamı olamaz. Şu an insanlık açısından da devrimci stratejinin küresel ölçekteki ilerleyişi açısından da önemli olan ABD-İsrail saldırısının boşa düşmesi ve başarısız olmasıdır.
Yaşlı, sosyalist hareketlerin bu noktada daha açık bir tutum alması gerektiğini belirterek "Bu nedenle de ‘İran halkının yanındayız.’ gibi söylemlerin de ötesine geçip savaşan taraflardan biri olarak açık seçik bir şekilde İran devletinin yanında saf tutmak, onun bu savaşta ABD ve İsrail’e stratejik bir yenilgi tattırmasını istemek gerekiyor." yorumunu yaptı.
"Vurulan her ABD üssü insanlık adına bir kazanımdır"
"Savaşın ilk günü Tel-Aviv’e düşecek her füzenin insanlık açısından bir kazanım olacağını söylemiştim." diyen Yaşlı, şunları kaydetti:
Vurulan her ABD üssü, düşürülen her ABD uçağı, İsrail topraklarına düşen her füze insanlık adına bir kazanımdır. Çünkü karşımızda İran’a değil insanlığa karşı savaş açmış bir savaş makinesi var.
"Türkiye sahici bir tepki göstermiyor"
Türkiye’nin savaş karşısındaki tutumuna ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Yaşlı, Ankara’nın ABD ve İsrail’e yönelik eleştirilerinin sınırlı olduğunu söyledi.
Bu konuda İspanya'nın tavrını örnek gösteren Yaşlı, "Türkiye’nin ABD-İsrail ikilisine sahici bir tepki gösterdiği kanaatinde değilim; gerçek tepki örneğin İspanya’nın verdiği gibi verilebilir." dedi.
Türkiye’deki siyasal İslam'ın tarihsel kökenlerine dikkat çeken Yaşlı, şu cümleleri kullandı:
Tarihsel olarak siyasal İslam, bir Soğuk Savaş projesidir ve ABD eliyle palazlandırılıp büyütülmüştür. Türkiye İslamcılığı da buna dâhildir ve bugün Türkiye’yi yöneten kadrolar Soğuk Savaş koşullarında politize olmuşlardır, dolayısıyla ‘Amerikancı’dırlar.
Bunun ötesinde Türkiye kapitalizmi; dış ticareti, finans sektörü, askeriyesi, tedarik zincirleri vs. itibariyle doğrudan Batı emperyalizmine bağımlıdır, aksi bir tutum sergilemesi de mümkün değildir.
Dolayısıyla Türkiye, İran karşıtı cepheye açıktan dâhil olmamıştır ama ABD-İsrail’e karşı da genel bir sessizlik içerisindedir, özellikle ABD ve İsrail söz konusu olduğunda bu sessizlik daha da derinleşmektedir.
İran'ın ABD üslerine yönelik saldırılarına verilen tepkileri de değerlendiren Yaşlı, şunları söyledi:
İran’ın meşru müdafaa adına bölge ülkelerindeki Amerikan hedeflerini vurmasına yönelik itiraz da bunun bir parçasıdır; o ülkelerin hepsi fiilen birer Amerikan sömürgesidir ve Türkiye İslamcılığının hemen hepsiyle arası gayet iyidir. Dolayısıyla İran’la karşı karşıya geldiklerinde o ülkelerin yanında saf tutulması şaşırtıcı değildir.
Tüm bunların toplamı olarak bugün Türkiye’nin bu savaştaki yerinin nesnel olarak Batı bloğu ve onun gölgesinde varlığını devam ettiren rejimler olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.