Fadime Teyze: Bir sofrada saklı hakikat

Abone Ol

Son bir yıldır, psikolojik bir perspektiften “Hz. Muhammed’i anlamak” ile ilgili çalışıyorum. Peygamber olmadan önce nasıl bir insandı, kişiliği, karakteri, insanlarla iletişimi nasıldı? Kuzeniyle sohbet eder miydi, insanlar ona yanlış davrandığında nasıl tepki verirdi? Basit, çok basit şeyler bilmek istiyordum. Bunları araştırırken de babalığı, kocalığı, liderliği gibi birçok meziyetini fark ettim.

Bir insan olarak ailesiyle iletişimi, diğer insanlarla kurduğu ilişkiler akıl alır gibi değildi. Nasıl kendinden bu kadar emin olabiliyordu, geri adım atmıyordu ve kimseden korkmuyordu. En nihayetinde Peygamber de olsa o bir insandı ve her insan gibi duyguları, düşünceleri vardı. Ben bu dertle böyle konuşurken biri bir kitap önerdi; bence aradığın cevapları bulacaksın dedi.

Wadah Khanfar’ın İlk Bahar kitabı, Hz. Peygamber'in hayatı üzerine stratejik ve siyasi bir liderlik okuması… Kitabı okurken bir yerden sonra gerilim yaşamaya başladım bu yazılanlar hikâye değildi

Hepsi gerçekti ve bir insan bunları yaşamıştı. Tam böyle anların birinde, not defterimi alıp şöyle yazdım; 6 Mart Cuma: Öyle bir şey olsun ki; zihnimin girdabından çıkayım, dünyadan biraz uzaklaşayım. Teknolojiyi hayatımdan çıkarayım, hiçbir şey okuyup yazmayayım. Notum tam olarak böyleydi.

Sadece birkaç gün sonra 10 Mart Salı günü bir iftar davetinde arkadaşımla konuşurken “Cumartesi Medine'ye gidiyorum.” deyince kulaklarıma inanamadım, duamın o an kabul olduğunu anladım. O gün biletimi ertesi gün vizemi aldım ve birkaç gün içinde Medine'ye doğru yola çıktım.

KARŞILIKSIZ İYİLİĞİN CİSİM BULMUŞ HÂLİ

İlk gün iftarı Mescid-i Nebevi'nin bahçesinde yapmak istedim. Bir buçuk milyon insana her gün su, yoğurt, hurma ve kurabiye dağıtılıyor. İftar için oldukça doyurucu ve kâfi. Ama iş bu ki; alışkanlıkların dışına çıkmak zor meziyet. Nasıl dedim; iftardan sonra çay içmeyecek miyiz? Elimden tutup hadi sen gel dediler, daha yeniyim diye yargılamadılar beni sağ olsunlar. 26. kapının yanında bir çember gördüm; sağa sola bakıyorum herkes Türk, ortada büyük bir çorba, türlü pilav, salata ve tatlı. Termos termos çay. Gözlerime inanamadım.

Konyalı Fadime Teyze, yıllarca Medine'de yaşamış döndükten sonra da içi hiç rahat etmemiş; her yıl üç ay Medine'ye gelip bir ev tutuyor ve her gün Mescid-i Nebevi'de insanlara yemek dağıtıyor. Öyle üç beş kişilik yemekler de değil. Halini hatırını sormak için yanına gittim şeker hastasıymış ona rağmen oruç tutuyordu ve bu sofrayı ortaya çıkarmak için insanüstü bir gayret gösterdiği her halinden belli oluyordu.

Sofrada elbette sadece Türkler yoktu, Pakistanlı ablaların zeytinyağlı yaprak sarmalarını yerken görüntüsü eminim bir fotoğraf sanatçısı için kaçırılmayacak bir an olabilirdi. Fadime Teyze beni o kadar etkiledi ki; nerede olduğumu unuttum, gerçekten bir insan bunu nasıl ve neden yapar diye düşündüm bütün gece. Tekrar görüşmek üzere telefon numarasını aldım, insanların bu derece gönlüne girmiş bir insanı tanımış olmaktan da çok memnun oldum.

DÜNYADAN UZAK BİR HAFTA

O gün kitabı okurken boş şeylerle uğraştığımı düşünüp bunalmasaydım çalakalem o notu almayacaktım, not aklıma gelmese "Evet ben de gelmek istiyorum." demeyecektim. Yani bir kelebek etkisi sizi dünyanın bir ucundan alıp Fadime Teyzeyle tanıştırabilir. Bir not sizi başka bir dünyaya geçirebilir. Bir insanla kurduğunuz bir anlık bağ, bin küsur yıl önce ölmüş de olsa sizi huzuruna götürebilir.

Son bir haftadır dünyadan uzaktayım, bilgisayara hiç bakmadım, kitap da okumadım. Bu bir hafta içinde insanların göze aldığı meşakkatin boyutuna her an şaşırdım, inanamadım. Hangi duygu aç, yorgun ve uykusuz güneşin altında; çıkarsanız bir daha girmenizin zor olduğunu bildiğiniz için bütün gün Kâbe'de güneşin altınsa bekletir sizi. Aşk mı?

Belki…

Şimdi dünyaya dönüyorum.

Bu yazıyı da Cidde Havaalanı'nda uçağımı beklerken yazıyorum...

Milyonlarca insan sabah Ramazan Bayramı'nı kutlamak üzere uyanacak, meşakkatin,

yorgunluğun, uykusuzluğun huzuruyla..

İyi bayramlar..