24 Nisan 2026 Cuma, Seferihisar’dayım. Zamanın 7 yıl öncesine, 2018’e gitti zihnim. Dönemin Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer’in makamındayız… O gün orada bulunma gerekçem gazetecilik dışında eğitimci kimliğimle “Seferihisar Çocuk Belediyesi” programına katkı sunmak içindi. Çok net hatırlıyorum; “Hocam, başka mecralarda görüşeceğiz.” demişti vedalaşırken. Kastettiği “başka mecra” İzmir Büyükşehir Belediyesi olduğunu kendisinden ilk duyanlardandım.
Bu arada İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı seçildikten sonra o mecrada hiç temas kurmadık. İki kez sokakta karşılaştık, selam verdi tek elini kaldırarak. İkisinde de bisiklet üzerindeydi…
Tunç Soyer’i başkanlık sıfatının dışında hep zarif, bilgili, çağdaş ve uygar çizgisiyle beğendim. Sırf bu insani özelliklerinin hatırına 2019 seçimlerini kazanmasını kamyonet üzerinde Çav Bella şarkısı eşliğinde kutlarken yaptığı dans görüntüsünü uzun süre zihnimden silmeye çalıştım. Bazı hareketler, bazı insanlara yakışmıyor. O tuhaf görüntüleri “aşkla İzmir” mottosu da destekleyince İzmirli hevesim kırılmıştı.
İzmir’i uzaktan sevenleri danışman olarak atayıp belediye bütçesinden yapılan ödemelerin ayyuka çıkması da moral bozucuydu.
Halk konserlerinde seçilen sanatçılara yapılan yüksek ödemeler halkın nazarında “arkadaşlık” bedeli gibi görülmüştü.
Bunlar yasal olabilir ama ahlâkî sınırlar içinde telakki edilemez. Bazı konular yasaldır ama hak değildir.
GÖREV KUSURU MU İHMAL Mİ?
Bunları yazmamın nedeni, taraf olmadığımı ifade etmek; ortaya objektif bir Tunç Soyer profili koymak. Halka hizmet amacıyla siyaset yaptığını iddia eden bir kişinin, unutulan ve hatırlanması gereken tarafları da bilinmeli…
Seferihisar, 2009 yılında Türkiye’nin ilk Cittaslow (Sakin Şehir) unvanını aldı. Sahip olduğu tarihi, turistik ve tarımsal üretimiyle sürdürülebilir yaşamı destekleyen ilçeye bu unvanı dönemin Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer kazandırdı.
Soyer, iki dönem (2009-2019) Seferihisar’da başkanlık yaptıktan sonra 2019 Mart seçimlerinde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi. Bu görevin sonunda partisi CHP, Soyer’i aday göstermedi. 2025 yılında açılan “kooperatif davası” soruşturması kapsamında tutuklandı. Başta avukat kızı ve ailesi, hukuki bir dayanağı olmayan tutukluluğun sona erdirilmesini istiyor. Soyer, dün 10 aydır tutuklu bulunduğu cezaevinden dün bir mesaj paylaştı. Tam olarak şöyle diyordu:
“Parayla pulla işim olmaz” lafımın artık bir dayanağı var. Kolayca elde edilemeyecek ve herkese nasip olmayacak bir “temiz raporu”na kavuştum. MASAK raporu, 48 yıl öncesinden başlayarak tüm şeceremi çıkartmış ve tek satırlık bir şaibe, tek bir karanlık nokta bulmamış. Çok şükür hem suçsuzluğumu, hem de bugüne kadar nasıl bir hayat yaşadığımı ispatlayacak başka bir kanıta ihtiyacım kalmadı. MASAK raporu da ortadayken, sayın başsavcı bu hukuksuzluğa, bu adaletsizliğe artık bir son vermeli.
TARİH, TALİH VE ZAMANIN RUHU
Tunç Soyer’i sadece başkanlık döneminden tanıyanlara kısa özet verelim. Ankara’da 1959 yılında dünyaya gelen Soyer, İzmir’de liseyi bitirdi. Yükseköğrenim için babasının mesleğini seçerek Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. İsviçre Webster Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler, Dokuz Eylül Üniversitesi’nde Avrupa Birliği konusunda yüksek lisans yaptı. Eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Priştina’ya danışmanlık, İzmir Ticaret Odası Dış İlişkiler Müdürlüğü, 2015 EXPO Genel Sekreterliği görevleri üstlendi. İyi derecede İngilizce ve Fransızca biliyor.
Şimdi konuyu toparlayalım: Soyer’in babası Nurettin Soyer 12 Eylül 1980 sonrası Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı Başsavcısı olarak görev yaptı. 587 sanıklı MHP ve ülkücü kuruluşlarla ilgili iddianameyi hazırlamıştı. Merhum MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş’in de sanıkları arasında bulunduğu davayla ilgili yaşananlar yüzünden Nurettin Soyer, Ülkücü camiasının hafızasında olumsuz izler bıraktı.
Eski Türk Ocakları Genel Başkanı Nuri Gürgür, bir yazısında Nurettin Soyer’in savcılık pozisyonunu politik ve ideolojik amaçlarına hizmet için fırsat saydığını, hazırladığı iddianameyi de hukuki açıdan “rezalet” olarak nitelendirdi. Gürgür, şu ifadeleri kullandı: “Bu iddianame, sadece MHP’nin ve tüm ülkücü kuruluşların yönetici kadrolarını değil, harekete yakınlığı ve ilişkisi bulunan tüm milliyetçileri anayasal düzeni yıkmak amacıyla örgütlenen bir suç çetesi olarak tanımlayıp yasalar üzerinden infaz etmek, milliyetçilik fikrini bir daha ayağa kalkamayacak şekilde toplumsal hayattan silip atmak istiyordu."
CHP'nin olası İzmir adayları arasında anılmaya başladığı dönemde de Soyer’in adaylığına itiraz eden Gürgür şu ifadeleri kullanmıştı:
"CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu mahdum beyi aday yaparsa sadece İzmir’dekileri değil, ülke genelindeki tüm ülkücü ve milliyetçileri tahkir etmiş olur. Bir siyasi liderin çevresinden gelen baskı ve telkinlerle böylesine bir basiretsizlik, duyarsızlık yapacağına ihtimal vermiyorum."
Tabii ki Kılıçdaroğlu mahdum Soyer’i bu sözler uğruna feda etmeyecekti.
BABANIN VEBALİNİ EVLAT MI ÇEKER?
Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı’nın Başsavcı olarak atadığı Nurettin Soyer’in, yaklaşık yarım asır önceki fiilleri ve hukuki uygulamaları üzerinden bugün oğlu Tunç Soyer’in değerlendirmeye alınması haksızlıktır. Ancak, o haksızlığa uğradıklarını düşünenlerin söz hakkı vardır.
AK Parti’den iki dönem milletvekili olarak parlamentoda görev yapan Hüseyin Kocabıyık da, gençlik yıllarını Ülkücü camia içinde geçirmiş bir entelektüeldir. Kalemi güçlü bir gazeteci de olan Kocabıyık’la arkadaşlığımda öğrendiğim pek çok şey oldu.
12 Eylül’de merhum Başsavcı Nurettin Soyer’in icraatlarını berrak zihniyle pek çok kişiden daha iyi anlatmıştı Hüseyin Kocabıyık. Ayrıca fikrî dünyasındaki bölünmüşlüğü asla yazılarına yansıtmayan Kocabıyık taktir, taltif ve tasğiri (yerinde küçümse) bir arada ölçülü yapabilen özelliği de vardır. İşte Hüseyin Kocabıyık’ın 9 Aralık 2012’de Yeni Asır gazetesindeki bir yazısından Soyer ailesi:
“Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer, benim son yıllarda ilgimi en çok çeken yerel yöneticilerin başında gelir. Aylardır Seferihisar ve Tunç Soyer hakkında bir yazı yazmayı planlıyordum. 12 Eylül darbesinin en ünlü savcılarından olan babası Nurettin Soyer’den hareketle; oğlunun başarılarını anlatacak ve namuslu bir hukuk adamı iken bir darbenin ittiği bir savcının, şayet günahları varsa, Tunç Soyer gibi bir evlat yetiştirdiği için o günahlarının affedileceğini söyleyecektim.
Bir gün Nurettin Soyer’in vefat ettiğini öğrendim. Bize düşen, namuslu ve fakat bir askeri darbenin savurduğu bu hukuk adamı hakkında Allah’tan rahmet dilemekti, öyle de yaptık.”
İşte hayat böyle… Bazen kürsünün arkasında bazen önünde…
Asla bilemeyeceğimiz bir konu; zamanla sınav.
Geçmiş zamanda yaşananları asla değiştiremeyiz. Bugünün dünyasında belki yaşananlara karşı bakış açımızı değiştirip gelecek zamanın akışını elimize alabiliriz.
Bu portreden ne çıkarmak gerekir?
Tunç Soyer’in babası Başsavcı Nurettin Soyer, 50 yıl önce adaleti tesis edebileceği bir makamdayken yargılanan bir kesimin haksızlığa uğradığına inandığı uygulamalarıyla zihinlerde yer etmiş.
Bugün oğul Tunç Soyer var adaletin terazisinde… Haksızlığa uğradığını söylüyor.
Bize büyük laflar etmek düşmez. Gazetecilerin tarihin bir dönemine tanıklık etmek gibi adil yazmak gibi görevleri var.
Adalet, önünde sonunda tecelli eder.