Dilimize dolanan “dijital” artık hayatımızın tam merkezine yerleşti. Çok değil daha 10 yıl önce teknolojiyle içli dışlı olanlar dâhil bu noktaya geleceğimizi beklemiyorduk.
Benim gibi geleneksel gazetecilikten gelenlerin çoğu da “10 yıl sonra elimize kâğıda basılı gazete almayacağız.” diyenlere inanmıyordu.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının “Dijital Medyanın Öncüleri: Genç İletişimciler (DİMGİ)” projesi, İzmir'de “Dijital Medyanın Geleceği” paneliyle tamamlandı.
Panelin moderatörlüğünü İletişim Başkanlığı İzmir Bölge Müdürü Cengiz Kutlu Yüksel yaptı. Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bilgehan Gültekin, Manisa Celal Bayar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Meral Özçınar ve İzmir Kalkınma Ajansı Proje ve İş Geliştirme Koordinatörü Cangül Kuş dijitalleşmenin günümüz medyasına etkilerini değerlendirdi.
Prof. Dr. Bilgehan Gültekin hocayı 30 yıla yakın zamandır bilirim. Alan bilgisi, birikimi, özel çalışmaları ve iletişimci doğasıyla bir akademisyende olması gereken donanıma sahiptir.
Şunu kastediyorum: Akademik alan bilgisinin sınırları bellidir. O bilgilerle görevinizi yapabilirsiniz. Ancak iz bırakmak için fazlası gerekir. Bilgi çeşitliliği, toplumsal yaşama katkı ve ortak bilinç oluşturma…
İletişim, hem akademik disiplin olarak yeni hem de çok hızlı gelişen ve hayatın merkezine oturan bir alan. Tarih, sosyoloji, psikoloji gibi sosyal bilimlerin kavşak noktasında yer tutan iletişim, çok kısa sürede en popüler alan hâline geldi.
İşte farklı alanların bilgi ve birikimine sahip olan iletişim bilimciler toplumun geleceğine yol gösterebilir.
Bilgehan hocaya o yüzden ayrı bir parantez açtım. DİMGİ projesindeki konuşmasında dijital mecraların kullanılmasında “insan ve değerlere” vurgu yaptı. Dijital teknoloji verimli biçimde kullanılsa da, insana ait gerçeklikten koparıldığında zararları, yararlarından daha fazla olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Bilgehan Gültekin, geçmişten koparılan bir hayatın sağlıklı bir geleceği olamayacağına işaret etti.
Gazetecilik olaylar ve olgular üzerine kurulu, sadece olanları aktarmaktan fazlasını gerektiriyor. Gazeteci, halkın bildiğinden fazlasını bilmek zorunda. İnsana dair değerler dünyasını kavrayamayan bir gazeteci sadece görüneni yansıtacaktır. Oysa günümüzde sosyal medyanın görüneni yayma hızı ölçülemeyecek kadar yüksek.
İşte DİMGİ projesi bu açıdan da çok değerli ve yararlı bir çalışma oldu.
DİJİTAL MUHAFAZAKÂRLIK
Ayrı parantez daha açıyorum. Prof. Dr. Meral Özçınar’ın “Dijital muhafazakâr değilim ama dijital teknolojiye sınırsız da teslim olmaktan korkuyorum.” sözleri dikkat çekici. Meral hoca, bir yere yaslanmanın, bir yere ait olmanın başka değerleri reddetmek olmaması gerektiğine işaret ediyor. Hem dijital teknolojiye karşı olmamak hem dijital teknolojiye teslim olmamak!
İşte bütün mesele budur. Bir akademisyen bunu söylemeli. Halk arasında “Dijital medya hayatı alt üst etti. Ahlâk bozuldu, saygısızlık arttı…” gibi aşırı genellemelerle yayılan söylenti yerine sorunların kaynağını doğru yerde aramak bilimsel bir yaklaşımdır.
Sosyolojik bakış açısıyla toplumsal değişimlerin doğru tespit edilip ne kadarının dijital medyayla ilgili olduğuna bakılmalı. Aslında dijital medya dediğimiz araçlarla ilgili şikâyetlerin çoğu yaşanan mevcut hayatın yansımasıdır.
YILIN SÖZCÜKLERİ NE ANLATIR?
Oxford Sözlüğü, her yılın sonunda “yılın sözcüğünü” belirliyor. Hatırlatmak için kısaca 2019’dan beri “iklim krizi” anlamına gelen “climate emergency”, Covid-19 ile ilgili “sosyal mesafe”, takip eden yıllarda “goblin modu”, “rizz” yani “karizma” gibi ikili ilişkilerde etkileyeceği cazibe seçildi. Oxford Sözlüğü’nün 2024’teki “brain rot” yani “beyin çürümesi” sözcüğü çok popülerdi. 2025’te de “ragebait” yılın sözcüğü oldu. Arkadaşlar arasında kullandığımız “sinir etmek” ifadesinin dijital bir versiyonu gibi düşünün. Sosyal medyada insanları kızdırmak, provoke etmek ya da tartışmaya çekmek için üretilen içerikleri ifade ediyor.
Türkiye’de de yılın sözcüğünü belirleme geleneği oluşmaya başladı. Bizde 2025’in sözcüğü “dijital vicdan” tercih edildi.
Dijital dünyada etik ilkelere uygun davranmayı anlatan “dijital vicdan” esaslı bir seçim… Dijital dünyamıza giren pek çok terim var. Örneğin yapay zekâ neredeyse günlük konuşmaların özünü oluşturuyor. “Yapay zekâya sordum.” diye başlayan cümleler tamamlandığında bilim insanlarına karşı değersizlik duygusunun yayılması büyük haksızlık değil mi?
Dijital vicdan, bu kadar hayatımızın içine nüfuz eden dijital teknolojilerle gerçek hayat bağlarını, değerler dünyamızı alt üst etmesine karşı bir seçimdir.