DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, TBMM’de gündemdeki konulara ilişkin basın toplantısı düzenledi.  Temelli, bugün açıklanan Kamuda Tasarruf Paketi’ne ilişkin eleştirisinde "Tasarruf barıştadır. Siz barışa dair adım atmadığımız sürece ne bütçeyi düzeltebilirsiniz ne de ekonomi düzeltebilirsiniz. Her gün Diyarbakır’da o kadar uçak kaldırır, Kuzey Irak’ı, Rojava’yı bombalarsanız bu ülkenin ekonomisi batar. Dışişleri Bakanınız fellik fellik bölgede dolaşıp savaş kışkıştırıcılığı yaparsa bu ülke batar. Barış tasarruftur. Bu ülke barışa hazırdır. Bu ülke bu konuda tasarruf yapmaya hazırdır. 31 Mart’ta bunu dile getirmiştir. Bu tasarruftan kaçamazsınız." sözleriyle dikkat çekti.

Konuşmasına, Van’da 12 kişinin gözaltına alındığı operasyona değinerek başlayan Temelli, şunları söyledi:

“Sabah Van’da şu ana kadar bildiğimiz kadarıyla 12 kişi gözaltına alındı. Şehrin üzerinde helikopterler dolaşıyor. Şehri adeta terörize eden bir anlayış var. Neden bu arkadaşlarımız gözaltına alındı diye dönüp baktığımızda hala yerel seçimleri içine sindirememiş, mazbatayı gasp etmeye çalışan zihniyet, halkın demokratik haklarını kullanarak iradesine sahip çıkmasına karşı bu yöntemlerle algı yönetimine devam ediyor. Bildiğiniz gibi Van’da seçimi kazandıktan sonra çeşitli ayak oyunlarıyla mazbatamızı gasp etmeye çalışmışlardı fakat halk buna gerekli direnişi gösterdi. İradesini ortaya koydu, demokratik bir şekilde hak mücadelesiyle mazbatanın DEM Parti’ye verilmesini sağladı. Bunu içine sindiremeyenler hala kentte biraz önce de söylediğim gibi terör estirmeye devam ediyorlar. Evet, biz şunu çok net söylüyoruz. Türkiye'de bugün bir hukuk devleti söz konusu değildir. Her türlü hukuk tanımazlık, yasa tanımazlık hala geçerlidir. Ben buradan İçişleri Bakanlığı'na bir kez daha çağrıda bulunmak istiyorum. Hukuka uyun, yasalara uyun, bu hukuk dışı uygulamalara bir an önce son verin.”

''SOMA İLK DEĞİLDİ SON OLMADI''

13 Mayıs 2014’te Manisa’nın Soma ilçesinde yaşanan 301 işçinin öldüğü maden faciasına değinen Temelli, “Suçların cezalandırılmasını isteyenler maalesef bugün cezaevinde” diyerek Selçuk Kozağaçlı ve Can Atalay’ın serbest bırakılmasını istedi. Temelli, şöyle konuştu:

“Bildiğiniz gibi bugün 13 Mayıs. 10 yıl önce 13 Mayıs 2014'de Soma faciasını yaşadık. Bu faciada 301 emekçimiz emekçi yaşamını yitirdi. Onların acısı hala dinmiş değil. Bu acıyla yaşayan ailelerine bir kez daha buradan sabırlar diliyorum. Evet bu maden faciası aslında Türkiye'de yaşanmış ilk maden faciası değil de son da olmadı. Yakın zamanda İliç’i yaşadık. Dokuz canımızı kaybettik. Dokuz emekçiyi kaybettik. Sadece daha dördünün bedenine ulaşılabildi. O acımız da tazeliğini koruyor. Evet maden faciaları, işçi cinayetleri, iş güvenliğinin olmaması gibi konular bu ülkede artık normalleşmiş diyebilirim. Maalesef biz iş sağlığı ve güvenliği konusunda tüm girişimlerimize karşı işçi cinayetleri devam ediyor. Maden kazaları, maden faciaları devam ediyor. Neden? Çünkü bu iktidarın doğayı talan eden bir madencilik anlayışının olduğunu çok iyi biliyorum. Bu doğa atalarının yanında aşırı emek sömürüsüne bağlı olarak da aslında bu tür facialarla karşılaşmamız bu uygulamaların bir sonucu oluyor. Buna karşı direnenler, hak mücadelesi verenler, suçların cezalandırılmasını isteyenler maalesef bugün cezaevinde. Evet. Selçuk Kozağaçlı’dan Can Atalay'dan bahsediyorum. Bu davada emekçilerin, emekçi ailelerin yanında yer alan bu çok değerli iki hukukçu bugün maalesef cezaevinde. Selçuk Kozağaçlı'nın ve Can Atalay'ın da bir an önce serbest kalmaları çağrısını da buradan bir kez daha yineliyorum”

Demirören kredi taksitlerini ödemek için Hürriyet’e ait binaları sattı Demirören kredi taksitlerini ödemek için Hürriyet’e ait binaları sattı

''ENGELLİLERİ YOK SAYMAYA DEVAM EDİYORLAR''

Engelliler Haftası nedeniyle engellilerin yaşadıkları sorunlara değinen Temelli, iktidarın Türkiye’de yaşayan 12 milyon engelliyi mağdur ettiğini vurgulayarak şunları dile getirdi:

“10-16 Mayıs haftası bildiğiniz gibi Birleşmiş Milletler tarafından Engelliler Haftası olarak ilan edildi. Her gün farklı bir engellilik alanı üzerinde bir duyarlık yaratmaya yönelik bir haftayı engeller haftası olarak belirlediler. Dünyada yaklaşık bir milyarı aşkın engelli bulunmakta, Türkiye'de de 12 milyon civarında engelli yaşamakta. Türkiye'deki engelli vatandaşlarımızın, yurttaşlarımızın sorunları saymakla bitmiyor. Engelsiz bir yaşamı bırakın mümkün kılmayı her geçen gün daha fazla engelliliğin onların yaşamlarına katıldığını söyleyebiliriz. Sağlamcılık anlayışıyla her şeyi biçimlendiren ideolojiler ve onun partileri, onun siyasi anlayışı bugünkü iktidar maalesef engellileri mağdur etmeye devam ediyor. Sadakalara muhtaç edip aslında onları yaşamdan dışlayan sosyal dışlamaya maruz bırakan bir anlayışla engellileri yok saymaya devam ediyorlar. Oysa engelliler yoksul. Engellerin istihdam sorunu var. Engellerin kentte yaşamlarını sürdürebilmeleri için engellerden kurtulmaya ihtiyaçları var ama biz karşımızda her geçen gün daha fazla engellerin yaşamlarının zorlaştığı durumlarla karşılaşıyoruz. Bu konuda bir kanun teklifi hazırladık. Bu kanun teklifini genel kurula indireceğiz. Dolayısıyla umarım iktidar bu konudaki bizim hassasiyetimize onlar da bir duyarlık gösterir. Yıllardır engellilerin vermiş olduğu mücadeleye kulaklarını tıkamaz ve gereken adımı atma konusunda bir samimiyet ortaya koyar.”

''İNSANLARIN MUHALEFET OLMAKTAN KAYNAKLI HAKLARINI ORTADAN KALDIRACAK''

Temelli, ‘9. Yargı Paketi’ çalışmalarıyla ilgili de şu değerlendirmeyi yaptı:

“Yine bir yargı paketi hazırlığı arifesindeyiz. Geride sekiz yargı paketi bıraktık, dokuzuncusu hazırlanıyor. Gerideki sekiz yargı paketine bakarsanız şunu görürsünüz. Her yargı paketi sonrası Türkiye'deki adaletsizlik artmış. Türkiye bütün hukuka dair dünyada ne kadar indeks varsa hepsinde gerilemiş. Yani paket yaptıkça Türkiye hukuk devleti adına ne varsa yıkıyor, adaletsizlik adına ne varsa yaygınlaştırıyor. Dolayısıyla ‘9. Yargı Paketi’ de şu anda hazırlığı yapılan konulara baktığımızda yeni bir adaletsizlik adımı atmak üzere. Uğraştığı şeye bakın 9. yargı paketinin, kadınlar evlendikten sonra sadece kendi soyadlarını kullanamasınlar. Mutlaka kocalarının da soyadını kullanabilsinler. Bu erkek egemen anlayış Türkiye'de zaten AKP iktidarıyla doruğa ulaşmıştır. Kadınları toplumsal yaşamda yok sayan, çalışma hayatında yok sayan bu anlayış ancak ve ancak kendi tarihinde kadın cinayetleriyle, kadına yönelik şiddetle anılacaktır. Dolayısıyla bu teklifte bile, bu hazırlanan pakette bile bunun izlerini görmek mümkün. Bir başka başlık etki ajanlığı. Dolayısıyla aslında insanların muhalif olmaktan kaynaklı haklarını ortadan kaldıracak. Bir adımın da hazırlığını görüyoruz. Daha önce biliyorsunuz bir dezenformasyon yasası söz konusu olmuştu. Bu dezenformasyon yasası tartışılırken dedik ki ‘Siz bunu gündeme getirdiğinizde niyetiniz bir dezenformasyon ortadan kaldırmak değil, dezenformasyonunu kendi tekeline almaktır’. Evet öyle de oldu. İletişim Başkanlığı merkezli bir dezenformasyon merkezi vardır. Bir algı yönetim merkezi var. vardır. Bir yalan haber üretim merkezi vardır. Bir troll merkezi vardır. Dolayısıyla amaç özgür basını susturmaktı. Amaç sosyal medya üzerinden özgürlüklere yani muhalif olma halklarına saldırmaktı. Nitekim öyle oldu. Bugünlerde bu konu Türkiye'de çok konuşuluyor. Anayasa mevzusuyla gündeme geldi. Yeni bir anayasadan bahsediliyor. Ama bu yeni bir anayasanın nasıl yapılacağı konusunda muhtelif tartışmalar da bir yandan sürüyor. O zaman bir yargı paketi niye hizmet eder? Hukuk devletini yeniden var etmeyi, inşa etmeyi. Bu yargı paketinde bunu göremiyoruz ama olması gereken budur. Bunun yaparsanız ancak Türkiye'de barışı, siyasi barışı, iktisadi barışı, toplumsal barışı sağlamak için adım atmış olursunuz. Fakat niyet bu değil. Çünkü Türkiye'nin öncelikle ihtiyaç duyduğu şey siyasi barıştır.”

''45 DAKİKA İÇİNDE TEK BİR RAKAM VERMEDİLER''

 Kamuda Tasarruf ve Verimlilik Paketi’ni eleştiren Temelli, ‘45 dakika içinde tek bir rakam vermediler’ dedi. ‘Esas bakmaları gereken yere yine bakmamışlar’ diyerek paketin içeriğine dikkat çeken Temelli, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Gelelim günün mizahına. Dağ fare doğurdu. Tasarruf tedbirleri. Evet. Dinledim. Sayın Yılmaz ve Sayın Şimşek ikisi beraber açıklamalarda bulundular. Gerçekten insan  bir an hayrete düşüyor. Sanırsınız ki Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve Hazine ve Maliye Bakanı göreve bir hafta önce gelmişler. Oturmuşlar, kamuyu incelemişler. Demişler ki bu böyle gitmez. Ortada israf var. Biz tasarruf tedbiri almalıyız. Bu iki bakan hem Cevdet Yılmaz hem Sayın Şimşek bundan çok değil, beş ay önce genel kurulda öve öve bitiremedikleri bir ekonomi hikayesi bize anlattılar. Orta Vadeli Program’ın gücünden bahsettiler. Kalkınma planının ne kadar muhteşem olduğunu söylediler ve hala hafızalarımızda. O gün onlara ne söylediysek dinlemediler. Hatta bizi itham ettiler. Hatta bizi suçladılar. Fakat bugün gelinen noktada sanki beş ay önce bu konuşmaları yapan onlar değilmiş gibi kamuda bir tasarruf tedbirine ihtiyaç olduğunu bunun enflasyonla mücadele ve istikrar için kaçınılmaz olduğunu dile getiriyorlar. Peki tamam kendinizi inkar ettiniz. Söyledikleriniz yalanmış, halkı kandırmışsınız, algı yönetimi yapmışsınız. Beş ay sonra şimdi artık yolun sonuna geldiğinizi gördünüz ve tasarruf tedbiri almak istediniz. Peki bize anlattıkları bir tasarruf tedbiri midir? Kamuda bir tasarruftan mı söz ediyorlar? Hayır. Bakın bütün söylediklerine dair tam 45 dakika konuştular, 45 dakika içinde tek bir rakam vermediler. Ne kadar tasarruf yapacaklarının hesabını bile yapmadan basının önüne çıkmışlar. Yani bu kamu tasarruf tedbirlerinden ne kadar tasarruf edileceğine dair hiçbir veri yok ortadan. Niyet, sadece niyetlerini söylüyorlar ve bütün bu niyetlerin odaklandığı yer yine kamu hizmetleridir, kamu emekçileridir. Dolayısıyla esas bakmaları gereken yere yine bakmamışlar, dönmüşler her zamanki gibi o neoliberal aşkları ile yine emekçiye, emekçinin haklarına, toplumun kamusal haklarına göz dikmiş durumdalar ve tasarrufu hala orada arıyorlar. Oysa biz burada söyledik, tasarruf barıştadır.

HER GÜN DİYARBAKIR'DAN UÇAK KALDIRIRSANIZ EKONOMİ BATAR"

Tasarruf barıştadır. Siz barışa dair adım atmadığımız sürece ne bütçeyi düzeltebilirsiniz ne de ekonomi düzeltebilirsiniz. Her gün Diyarbakır’da o kadar uçak kaldırır, Kuzey Irak’ı, Rojava’yı bombalarsanız bu ülkenin ekonomisi batar. Dışişleri Bakanınız fellik fellik bölgede dolaşıp savaş kışkıştırıcılığı yaparsa bu ülke batar. Barış tasarruftur. Bu ülke barışa hazırdır. Bu ülke bu konuda tasarruf yapmaya hazırdır. 31 Mart’ta bunu dile getirmiştir. Bu tasarruftan kaçamazsınız.

"ZENGİNDEN VERGİ ALMIYORSUNUZ"
Zenginden vergi almıyorsunuz, finans sektöründen vergi almıyorsunuz, yüzde 70 dolaylı vergi alıyorsunuz, emekçilerin sırtına binmişsiniz hala diyorsunuz ki 'ben tasarruf yapacağım.' Gerçekten komik. Neden komik biliyor musunuz? Tasarruf yapacağınız yerlerden birisi taşıtlar. Yani kamudaki taşıtların sayısını ve yakıt giderlerini azaltacaklar böylece 3.4 trilyonluk bütçe açığına merhem olacaklar. Bu mümkün mü? Bunu ikincisi sınıf iktisat fakültesi talebesine söylerseniz size güler. Biliyorsunuz ben iktisat hocasıyım; Mehmet Şimşek gelse ‘derse gireceğim’ derse girme derim. Sınıfı bozarsın sen derim.

"HİÇBİR HEDEFİNİ TUTTURAMADI"

Dolasıyla iktisat bilmiyor. Bildiği iktisat aslında tükendi. Neoliberal iktisat onların amentüsü. Sermaye müritliği yaptıkları iktisat tükendi. 2008’de o iş bitti. Mehmet Şimşek hala 2008 dünya krizini, küresel krizini algılamaktan uzak. Meseleyi hala anlayamamış. ‘Eğer biz böyle bir bütçe yapmasıydık bütçe açığı yüzde 10’a çıkardı’ diyor. Bu kadar açık vermiş. 2,6 trilyon açıkla başlamış ‘yüzde 10’a çıkar’ diyor, zaten çıkıyor. Hiçbir hedefini tutturamadı. Enflasyon yüzde 70 olacak diye Mayıs’ta müjdesini vermiş.” 

Editör: Nigar Topcu