Bugün benim kelebek olma günüm...

Abone Ol

Geride bıraktığı zamanı-geçmişini seven, o zaman dilimiyle derdi olmayan ve bundan ötürü de hayatını mutlu yaşamış biri olmak ne büyük ayrıcalık. Muhtemeldir ki, gelecekteki hayatı da büyük bir doyumla ve mutluluk içinde yaşanacaktır bu kişinin.

Mutluluğun başarıya endekslenmediği ama gerçek mutluluk hâlinin büyük bir başarı olduğunu içselleştirdiğim bir hayatın takipçisiyim artık. Yarım yüzyılı aşan ömrümde, zamanın ruhu böyle fısıldıyor şimdi yüreğime... Bunun için de, kişinin önce kendiyle çok iyi geçinmesi gerekiyor kanımca. Kendinden memnun olmayanın, dahası; kendiyle derdi olanın, gönüllü girdiği bir hapishane koğuşu gibi olmalı mutsuz hayatlar.

Bugün itibariyle, net 55 yılı geride bırakıyorum. Geçmiş tüm zamanlarıma ve o zamanlar içindeki enstantanelere hızlıca bir göz gezdirdiğimde, zihnimde bir peri masalı canlanmıyor ne yalan söyleyeyim.

"Anlatsam roman olur." kıvamında bir hayatım oldu ki; gerçek anlamda o romanı da yazmış bulunuyorum sevgili okur. Bugüne değin elde ettiğim hiçbir "güzellik", altın tepsiyle sunulmadı bana. Yaşadıklarımdan kötü-çürük-hatalı olan ne varsa, onlar da başkalarının kazığı değildi asla. İyide ve kötüde, her ne yaptıysam ya da yaşadıysam kendi ellerimle ya taçlandırdım ya da alaşağı ettim hayatımı.

Yaşadığım, sahip olduğum ve kaybettiğim her şeyden ben sorumluyum. Bu, bugün de böyle, bilincimin henüz net bir şekilde oluşmadığı, küçücük yaşlarımda da böyle idi. Varoluş inancım gereği, yaşayacağımız hayatları bilerek ve seçerek geliyoruz biz çünkü dünyaya.

Bu içsel bilgiden yola çıkarak, yaşadığım-yaşayacağım ne varsa, henüz başka bir boyuttayken daha, bunu kabul ederek onurlandırdım varlığımı ve bu dünyayı.

Bilgi açısından eksiklerim de vardı elbet... Şimdi, yenice vardığım 55 yaşımda idrak ediyorum ki; asıl ve tüm mesele, güvenli bir alan inşa edebilmek imiş öz benliğimiz için. Zira, insan en çok bu gerçekliğin içinde örebiliyor kozasını. Ne kadar güvende ise, o kadar dingin ve özdeğeri yüksek bir varlığa dönüşüyor her geçen gün sonrasında.

Tabii bir de, kozadan çıkma hâli var. Keşke her şey tıpkı kozanın içindeyken olduğu gibi; el yapımı, organik ve bilinçli bir şekilde imal edilmiş, bir nevi "klonladığın ana rahminde" yaşadığın gibi, huzur ve sükûnet içinde yaşansa. Öyle olmuyor ama...

İşte, o merhaleden sonrasına hayat!! diyorlar ve hayat, asla ve kat'a bir kozanın replikası olamayacak kadar "gerçek" bir fenomen sevgili okur. Sen kozanda ne yaşarsan, nasıl yaşarsan yaşa, hayat kendi dinamiğiyle süzülüyor yaşamına. Kozadaki kararlı duruşunla, sadece bir "direnç paketi" koyabiliyorsun heybene; o kadar.

Sonrası tamamen sana kalmış. Nasıl yürüyeceğin, nerelerde mola verip, nerelerde depar atacağın, heybendekilerle ne yapacağın artık, senin seçimin ve kararların.

Tırtıl hayatım sona erdi, bugün kozamdan çıkıyorum; yine yeni ve yeniden koyuluyorum yola. Heybeme bolca "özdeğer" yükledim. Ufak bir "kararlılık bohçası" hazırladım ve onu da ekledim. E, "inanç kutumu" almasam olmaz; yerleştirdim onu da nazikçe diğerlerinin yanına. Bir de "heyecan" rüzgârını aldım mı arkama; hayat benden korksun gari bundan sonra.

Şimdi 56. kez ve yeniden yola koyulma vakti. Bugün benim kelebek olma günüm sevgili okur. Dileğin nedir diye soracak olursan eğer; usulca ama derin bir iz bırakarak yol almaktır derim, bir 365 gün daha.