Bir fotoğraf karesinden bir başyapıta

Abone Ol

Geçenlerde televizyonda, ölümünün 1. yılında Manisa Büyükşehir Belediyesi'nin merhum başkanı Ferdi Zeyrek'i anma programı vardı. Çok genç ve zamansız bir kayıp. Manisa için, bu ülke için daha yapabileceği ne çok iş varken, talihsiz bir kaza sonucu, 48 yaşında veda etti hayata ve tüm sevenlerine.

Özel, iş ve sosyal hayatından kesitleri içeren bir VTR hazırlanmış; program esnasında ekrana geldi. Orada yer alan görüntülerden birinde, bir yanında eşi, diğer yanında büyük kızı Nehir'le, ön sıradan bir konser izliyorlar.

Kızıyla senkronize bir şekilde ritim tutmuş müziğe eşlik ederken, birbirlerinin gözünün içine öyle sıcak, öyle derin ve öyle sahici bakmışlar ki; aralarındaki o tarif edilemez duygu, olduğu gibi benim yüreğime aktı.

Tam o an, kendi gerçeğimle bir kez daha yüzleştim.

Babamla olan ilişkime dair elimde tek bir fotoğraf karesi var... Henüz 9-10 aylığım, babamın kucağındayım ama fotoğrafı kim çektiyse belli ki, acemice bir iş çıkarmış; babamın sadece dudakları görünüyor. Ben ise sıkı sıkı tutmuşum gömleğinin üzerine giydiği triko ceketinin yakasını. Onu bırakmak istemez gibi bir hâlim var. Deklanşörün yakaladığı görüntü baba-kız görselinden ziyade, 'güven' sanki.

O fotoğraf çekildikten 5-6 ay sonra da, bir trafik kazasında kaybetmişim babamı.

Arada ya da öncesinde hiç fotoğrafımızın olmayışını, fotoğrafları çekenin babam olmasına bağlıyorum. Tutkusuymuş çünkü fotoğraf çekmek; amatör bir fotoğrafçıymış babam. O yüzdendir ki, aile fotoğraflarımızda babam yok. Olduğu fotoğraflar da vesikalık ya da nikâh fotoğrafları.

Sicim gibi yağan yağmurda, buğulanmış bir pencere camından dışarıyı görmeye çalışmak gibi bir şey benim için babamı hatırlamak.

Camı elimle ovalasam da, ardındaki görüntü netleşmiyor hiçbir şekilde. Birtakım hareketler var ama ne olduğunu anlamak asla mümkün değil gibi.

Bir de, bir sarılma anı var; çoookk derinlerde bir yerden hissettiğim ama görselini tam olarak seçemediğim.

Geniş bir yatak gibi bir yerdeyim, sanki yalnızım... Korkmuş olabilirim; ağlıyorum. Üstümün ıslaklığını hatırlıyorum; ağlamaktan ter içinde kalmışım... Bana göre, çok uzunca bir süre geçmiş olmalı...

Derken, bir çift kolun beni kucakladığını ve hemen sakinleştiğimi hatırlıyorum; o kadar.

Yıllar yıllar sonra anneme bunu anlattığımda çok şaşırmıştı çünkü böyle bir olay yaşanmıştı.

Ben oyun parkında uyurken, beş dakikalığına dışarı çıkmışlar. Yeni uykuya daldığım için de hemen uyanmayacağımı düşünmüşler. Eve geldiklerinde beni oyun parkının içinde o şekilde ağlar vaziyette bulmuşlar.

O süre belki 30 saniyeydi, belki gerçekten 5 dakikaydı, belki de daha fazla. Ben ne kadar süre o korkuyu yaşadım bilmiyorum. Aslında, ben gerçekten o anı hatırlıyor muyum, onu da bilmiyorum.

Belki çok geçmişte bir zaman, aile içinde konuşulan bir anıyı dinledim ve sonra çocuk aklımla o anıya ve dolayısıyla babamın varlığına, onun güven ve şefkat dolu kucağına tutunmak istedim ve bu filmi, konusunu yaşanmış bir hikâyeden alan kendi filmimi çektim.

Babasını tanısın-tanımasın, her çocuğun yönetmenliğini üstlendiği bir film var ve o filmin başrollerinde hep anne ve babası var.

Herkesin filmi biricik, herkesin filmi Oscarlık.

Ancak aslolan, çocuklukta çektiğimiz filmimizi yetişkinlikte nasıl izlediğimiz...

Israrla o filmi pazarlamaya çalışıp çalışmadığımız.

Kendi filmimizin kurbanı mıyız, yoksa hayata buğusu silinmiş gözlüklerimizden mi bakıyoruz?

Eprimiş, sararmış ve kahramanın sadece dudaklarının göründüğü çok eski bir fotoğraf karesinde, 'güven' ile buluştuğumdan beri, ilk filmimi vizyondan çektim ben.

Yeni filmler için yeni senaryolar üzerinde çalışıyorum artık.

O film kuşkusuz var oluşumla buluşmamı sağladığı için çok değerli ama bir başyapıt değil.

Artık, beni en iyi anlatan filmimi çekmenin derdindeyim.

Kendimi önce kendime kanıtlayacağım bir projenin üzerinde çalışıyorum.

Bunun için de yeterli donanıma ve çalışma azmine sahip olduğumu biliyorum.

Bu filmi çekerken de, enerjileri yanımda olacak, biliyorum.

Başrolünde de oynayacağım ve ustalık eserim olacak filmime büyük katkıları olan, babamın, hayatıma dahil olmuş gönüllü baba-dayımın ve babalığına büyük hayranlık duyduğum canım ağabeyim Gökhan'ın anılarına sonsuz saygı ve şükranlarımla.