26-28 Mart 2026 tarihlerinde Tarihi Havagazı Fabrikası’nda düzenlenen konferansın bildirgesinde, 70 yıllık kirlilik birikimi, oksijen seviyelerindeki düşüş, zararlı alg patlamaları, mikroplastik kirliliği, sediment bozulması ve biyoçeşitlilik kaybı öne çıkan başlıklar arasında yer aldı. Uzmanlar, çözümün tekil müdahalelerle değil, havza bazlı ve bilim temelli yönetim modeliyle mümkün olabileceğini belirtti.
BİLDİRGEDE ÇOK KATMANLI KRİZ VURGUSU YAPILDI
İZSU, İZDENİZ ve İzmir Planlama Ajansı iş birliğiyle düzenlenen konferansa Türkiye’nin farklı üniversitelerinden bilim insanlarının yanı sıra ABD, Çin, Japonya, Almanya, İskoçya ve Malezya’dan uzmanlar katıldı.
Sonuç bildirgesinde İzmir Körfezi’nin ötrofikasyon, zararlı alg patlamaları, mikroplastik kirliliği ve biyoçeşitlilik kaybı gibi birbirini tetikleyen sorunlarla karşı karşıya olduğu ifade edildi. Özellikle İç Körfez’de artan besin tuzu yükünün çözünmüş oksijen seviyelerini düşürdüğü, bunun da balık ölümleri ve habitat kayıplarına yol açtığı belirtildi.
70 YILLIK KİRLİLİK BİRİKİMİNE DİKKAT ÇEKİLDİ
İZDENİZ Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Işıkhan Güler, İzmir Körfezi’nin kentin ortak yaşam kaynağı olduğunu belirterek, bilimsel çalışmaların bu nedenle büyük önem taşıdığını söyledi. Güler, konferans bildirgesinin yakında kitapçık haline getirileceğini açıkladı.
Körfezdeki kirliliğin uzun yıllara dayandığını vurgulayan Güler, yaklaşık 70 yıllık bir birikimden söz edildiğini belirtti. 1990’lı yıllarda alınan önlemler ve 2000’de Çiğli Arıtma Tesisi’nin devreye girmesiyle iyileşme sağlandığını ancak bu etkinin kalıcı olmadığını dile getirdi.
GEDİZ HAVZASI ÇÖZÜMÜN MERKEZİNDE
Bilim insanlarına göre Körfez’e ulaşan kirleticilerin önemli bölümü karasal kaynaklardan geliyor. Gediz Nehri, Ağıl Deresi ve Körfez’e dökülen toplam 33 dere; tarım, sanayi ve yerleşim kaynaklı kirlilik yükünü denize taşıyor.
Güler, Gediz Havzası temizlenmeden İzmir Körfezi’nde kalıcı temizlik sağlanamayacağını belirterek, “Gediz temizlenmeden, Körfez temizlenmez” değerlendirmesinde bulundu. Gediz ve derelerden taşınan kirliliğin, deniz marulu artışını ve mikro alg patlamalarını tetiklediği ifade edildi.
DİP ÇAMURU YENİ RİSK KAYNAĞINA DÖNÜŞTÜ
Bildirgeye göre sorun artık yalnızca denize ulaşan yeni kirlilik yüküyle sınırlı değil. Yıllar içinde dip çamurunda biriken ağır metaller ve organik kirleticiler, ekosistem üzerinde baskı oluşturmaya devam ediyor.
Uzmanlar, sediment yapısının kirliliği depolayan ve zamanla yeniden yayan bir kaynağa dönüştüğünü belirtti. Bu nedenle dip taraması ve sediment yönetiminin, Körfez için kaçınılmaz başlıklardan biri haline geldiği vurgulandı.
KISA VE UZUN VADELİ ADIMLAR SIRALANDI
Bilim insanları, Körfez’de çözümün tek bir yöntemle sağlanamayacağına dikkat çekti. Kısa vadede zararlı alg patlamalarına karşı modifiye kil ve süper oksijenlendirme gibi yöntemlerin değerlendirilebileceği belirtildi.
Orta ve uzun vadede ise dip taraması, atıkların kaynağında önlenmesi, ileri biyolojik arıtma, deniz çayırlarının yaygınlaştırılması ve ekolojik türlerle desteklenen deniz ekosistemi uygulamalarının birlikte ele alınması önerildi.
SÜREKLİ İZLEME VE ERKEN UYARI SİSTEMİ ÖNERİLDİ
Bildirgenin en kritik başlıklarından biri de izleme oldu. Uzmanlar, Körfez’deki kirlilik yükünün gerçek zamanlı veri sistemleriyle takip edilmesi ve erken uyarı mekanizmalarının kurulması gerektiğini belirtti.
İzmir Körfezi’ndeki sorunun yalnızca yerel yönetimlerin çabasıyla çözülemeyeceği, merkezi yönetim, yerel yönetimler, üniversiteler ve ilgili kurumların birlikte hareket etmesi gerektiği vurgulandı. Bildirgede, İzmir’in bilimsel çalışmalar ve altyapı yatırımlarıyla örnek bir model oluşturabileceği mesajı öne çıktı.