Beste gerçek, ses yapay, müzik sizlere ömür!

Abone Ol

En son ne zaman bir şarkıyı orijinal kalitesinde dinlediniz? Önce durun, bu yazıyı okumadan önce bir şarkı açın, ama altyapısı dolu olan bir parça olmasın. Şöyle hafif şeyler... Caz olur mesela, ya da "klasik Batı müziği" formunda bir şeyler açabilirsiniz. Neden böyle dediğimi sonda anlatacağım. Şimdi hazırız...

Çocukluğum ve gençliğim genellikle 70-80-90'lı yıllarda yapılan o efsane parçaları dinlemekle geçti. Kulak kanatan cinsten parçalar yok mu? Var elbette... Ama o başka konu. Çevremdeki insanlar tenkit etmiyor değildi beni tabii. "Kaç yaşındasın oğlum sen?" gibi suallerle karşılaşırdım, güler geçer, umursamazdım. Çünkü bunlar zevk veriyordu. Burada nostaljiye olan ilgim ve merakım da etkili elbette.

İlk olarak parçaları sıkıştırılmış formatta, yani "mp3" olarak dinlerdim. Sonra kafaya taktım, tatmin etmiyordu çünkü. Bir şarkı için günlerce, aylarca çalışılıyordu neticede. Bir şarkının söz yazarı ayrı, bestekârı ayrı, enstrümanistleri ayrı, aranjörü ayrıydı. Dinlediğim cihazdan bir şarkı dinleyeceksem bunu 3-4 megabayta sıkıştırılmış biçimde dinlemek ayıp olurdu.

Bir şeyler eksikti, hissediyordum. Şarkıdaki 4-5 dakikalık kayıt, aslında buzdağının sadece görünen yüzüydü... Oysa o ortamı bir düşünmek gerekmez mi? Nasıl yapılıyordu o parçalar? Stüdyo odalarına sinmiş sigara dumanları, uykusuz geceler, tonmaisterlerin doğru frekansı bulmak için harcadığı saatler, telli bir çalgının üzerine kayan parmağın sesi ve vokalistin nefes alışındaki o insani titreme, soluklar...

Velhasılıkelam, bir şairin veya söz yazarının kelimelere döktüğü o ruhu, bir bestecinin matematiksel dehasını, aranjörün bütün bir karmaşadan bir ahenk yaratma becerisini... Bunları düşündüm durdum. Aylar süren çalışmalar, emekler, duygusal yükler ve teknik ustalıklar, 3-4 megabayta sığdırıldı duruldu yıllarca.

Sonra gidip o şarkıların orijinal albümlerini aldım, bir kısmı jelatinliydi, bir kısmı ikinci el... Malum, kaç senelik albümler... Kapağı açtığımda bir plastik parçası değil, gerçekliği tuttuğumu fark ettim. Emeğin o fiziksel ağırlığını avuçlarımda hissettim. Ses kalitesi mi? Mp3 dinlerken birbiri üzerine yığılmış, sıkış tokuş olmuş o enstrümanlar, orijinal albümleri dinlemeye başladıktan sonra hürriyetini ilan etti resmen. Davulların derinlerde, gitar dokunuşlarının bazen sağda, bazen solda olduğunu; yaylı grubunun sağ ve sol kanallarda gidip gelmesini, vokalin tam karşımda durduğunu anladım. Her şey çok net ve berraktı. Tertemizdi.

İnternetin ortaya çıkışı gibi olaylardan bahsedip bu yazıyı teknik detaylara boğarak makale tarzı bir şeye dönüştürmek istemiyorum. Ama şöyle bir gerçek var: İnternetten önce insanlar plak, kaset ve CD'den dinliyordu parçaları. İnternet çıkınca her şey dijitalleşti, sıkıştırıldı, ruhunu kaybetti. Aslında biraz sonra bahsedeceğim mevzu olan yapay zekâdan önce kaybettik biz bu ruhu... Çünkü çift kanala (stereo) bölünmüş bir şarkı; yaylılardan, telli çalgılardan, davullardan oluşur aşağı yukarı. Yanında da diğer çeşitli enstrümanlar bulunur. Bir şarkıyı 3-4 megabayta sıkıştırdığımız zaman, o davul sesi size ruhunuzda hissetmeniz gereken 'tok' bir vuruş olarak değil, sanki ıslak bir kartona vuruluyormuş gibi cılız ve boğuk gelir. Yaylıların o iç titreten, havada süzülen tınısı yok olur, geriye sadece metalik bir vızıltı kalır, hiç olur kısaca...

Bir şarkının dosya boyutu küçüldüyse içindeki yaşanmışlık da piksellere ayrılıp çöpe atılmıştır.

Bugün sağımız solumuz dijital müzik platformlarıyla doldu taştı. Spotify, Deezer, Amazon Müzik, YouTube Müzik vs. "mp3" dalgasından sonra bunların çıkması bir artıdır, çünkü müzik şirketleri ürettikleri albümleri buraya yüklüyor, hem de telifini alabiliyor. Bu yüklenen kayıtlar bir noktada tatmin edici olabiliyor. Ama yine eksik. Çünkü ben, o platformların 'en yüksek kalite' butonuna bastığımda bile, stüdyodaki o sesi duyduğuma tam olarak ikna olamıyorum. Sanki araya görünmez bir perde çekilmiş gibi.

Teknolojik bir illüzyonun içindeyiz sanki. Ses için "pürüzsüz" diyorlar ama hâlâ bu sunulan sesler derinliksiz ve ruhsuz bana göre... Dedim ya, bir şarkı onlarca aşamadan geçiyor üretilmek için. Siz bakmayın bir şarkının 4-5 dakika olduğuna, aslında o şarkı 20-30 günlüktür. Belki daha da fazla.

Yapay zekâ tam da bu körleşmiş zemine iniş yaptı. Yapay zekâ, önümüze teknik olarak kusursuz ama özünde bomboş yapıtlar koyuyor. Ne oldu? Önce formata ruhu kaybettirildi, ses bir veriye indirgendi, şimdi ise o veriyi üreten 'insan' ortadan kaldırıldı. Yapay zekâ bize insan teri, yaşanmışlık ve insani duygular barındırmayan şarkılar sunduğunda yadırgamıyoruz. Neden yargılayalım? Biz zaten müziğin 'nasıl duyulduğunu' önemsemeyi de bırakmıştık. Şimdi kim tarafından ve nasıl yapıldığıyla ilgilenme ve bunu sorgulama hakkımız da yok. Sesin kalitesi zaten ölmüştü, şimdi yapay zekâ gelip o cesedi kaldırdı. Geriye yas tutulacak bir 'ruh' bile bırakmadık.

Neden bu yazıyı okurken hafif bir müzik açın dedim onu açıklayayım. Hafif müzikler arka planda çalabilir, bunda sorun yok. Zaten muhtemelen o amaçla yapılmış, üretilmiştir. Ancak altyapısı dolu bir müzik dinleniliyorsa şayet, sadece o şarkı dinlenmeli ve hiçbir şeyle ilgilenilmemeli. Çünkü eminim, o şarkıyı ortaya koyan müzisyen, siz çalışırken, okurken veya herhangi bir şeyle ilgilenirken arkada gürültü olsun diye çıkarmadı o eseri... O kadar yoğun bir emeği, hayatın günlük rutinlerinde bir refakatçiye dönüştürmek, esere ihanet olur, aynı zamanda kulağınıza da... "Kaliteli" müzik, duyulmak için değil, dinlenmek içindir. Bir eseri en iyi ses kalitesinde, en iyi ses sitemi veya kaliteli bir kulaklık eşliğinde dinleyin, o hazzı yaşayın.