Haziran ayı bu topraklarda her zaman yüksek bir duygusal sıcaklıkla gelir. Milyonlarca genç ve aileleri için YKS (Yükseköğretim Kurumları Sınavı) giriş belgelerinin ekrana düştüğü o an, evlerin salonlarında aylardır biriken o görünmez sisin, yani yoğun performans kaygısının somutlaştığı andır. Bir psikolog olarak bu dönemde seans odalarında en sık duyduğum sesler; derin iç çekişler, "Ya başaramazsam?" fısıltıları ve çocuklarına nasıl yaklaşacağını bilemeyen ebeveynlerin çaresiz bakışları olur.
Ancak bugünün Türkiye’sinde gençlerin sırtındaki yükü sadece test kitapçıklarıyla, formüllerle ya da paragraf sorularıyla açıklayamayız. Karşımızda, ergenlik döneminin doğal kimlik arayışına ek olarak, dış dünyanın getirdiği ağır sosyo-ekonomik belirsizliklerle eş zamanlı mücadele eden, ruhsal olarak oldukça hırpalanmış bir nesil var.
Performans Kaygısının Arkasındaki Gizli Özne: Gelecek Anksiyetesi
Psikoloji literatüründe kaygı, kontrol kaybı hissiyle doğrudan beslenir. İnsan zihni doğası gereği öngörülebilirlik ister; yarını tahmin etmek, bugünü güvenle yaşamamızı sağlar. Oysa bugünün gençleri sadece akranlarıyla yarışmıyor; her sabah uyandıklarında değişen bir gündemle, yaşam maliyetleriyle ve mezun olduklarında emeklerinin karşılığını alıp alamayacakları sorusuyla yüzleşiyor.
Geçmiş kuşaklar için eğitim, hayatı inşa etmenin ve sınıfsal olarak kendini güvenceye almanın net bir biletiydi. Bugün ise bir üniversite diplomasının sunduğu vaatlerin belirsizleşmesi, genç zihinlerde kronik bir "gelecek anksiyetesi" yaratıyor. Sınav stresi, basit bir "başarı/başarısızlık" çizgisi olmaktan çıkıp, çocukların gözünde bir "varoluş ve hayatta kalma" mücadelesine dönüşüyor. İşte tam da bu yüzden, omuzlarındaki yük hiç olmadığı kadar ağır.
Bu stres dalgası, aile sisteminin sınırlarını da ciddi şekilde zorluyor. Bir çocuğun sınav hazırlığı; kurslar, kaynak kitaplar ve büyük fedakarlıklar demek. Anne-babalar kendi gelecek ve geçim kaygılarını ne kadar saklamaya çalışırlarsa çalışsınlar, çocuklar evdeki o gergin iklimi, anne-babanın omuzlarındaki o sessiz yükü sünger gibi emerler.
Bu durum, aile içinde iki ucu keskin bir bıçak yaratıyor: Ebeveynler "Yetersiz mi kalıyoruz?" endişesiyle mükemmeliyetçilik tuzağına düşerken; gençler, ailesinin kendisi için yaptığı fedakarlıkları gördükçe derin bir gizli suçluluk duygusu geliştiriyor: "Ya kazanamazsam ve onların emeklerini boşa çıkarırsam?" Süreç, sağlıklı bir ebeveyn-çocuk bağından ziyade, her iki tarafın da birbirini istemeden hırpaladığı bir kaygı çemberine dönüşüyor.
Klinik Pencereden Çözüm: Psikolojik Sağlamlığı Nasıl Koruyacağız?
Peki, bu kolektif kaygı ikliminin ortasında, çocuklarımızın ruh sağlığını ve geleceğe olan inancını nasıl koruyacağız?
"Başarı" Tanımını Yeniden Çerçevelemek: Bir gencin değerini sadece alacağı puana veya kazanacağı bölüme indirgemek, onun tüm kimliğini tek bir sınava hapsetmektir. Değişen dünyada tek bir mesleğin değil; esneklik, problem çözme ve psikolojik sağlamlık gibi becerilerin asıl sermaye olduğunu önce bizim kabul etmemiz gerekir.
Dili Değiştirmek: Aile içinde kullanılan "Biz senin için nelere katlanıyoruz" veya "Bu sınav senin tek şansın" gibi ifadeler, kaygıyı felaketleştirmekten başka işe yaramaz. Gençlerin duymaya ihtiyaç duyduğu asıl cümle şudur: "Koşullar ve sonuç ne olursa olsun, senin bu süreçteki emeğin bizim için değerli ve biz senin yanındayız."
Kontrol Alanına Odaklanmak: Kontrol edemediğimiz makro dinamiklere (sistem değişiklikleri, gelecek belirsizlikleri vb.) odaklanmak çaresizlik hissini büyütür ve zihni felç eder. Hem gençlerin hem de ailelerin "şu an ve burada" kontrol edebildikleri alanlara (günlük rutinler, uyku kalitesi, nefes molaları ve aile içi şefkatli iletişim) odaklanması, zihni bu kaotik gündemde topraklayacaktır.
Sonuç olarak;
Gençlerimize sadece ders çalışmayı değil, belirsizlikle baş etmeyi ve bu kaosun içinde kendi ruhsal bütünlüklerini korumayı da öğretmek zorunda kaldığımız tarihi bir dönemden geçiyoruz. Unutmayalım ki, bir ülkenin asıl geleceği baraj puanlarını geçen çocukları değil; karşılaştığı krizler karşısında umudunu, yaratıcılığını ve ruh sağlığını kaybetmeyen nesilleridir.
Önümüzdeki sınavda tüm gençlere zihin açıklığı; testlerin ötesindeki o asıl hayat yolculuğunda ise tüm ailelere sabır ve şefkat diliyorum.