Romantizmden iş dünyasına, teknolojik ürünlerden siyasi oluşumlara kadar hemen her şeyin “bağımlılık” yarattığı bir çağda yaşıyoruz. Bu da bir tarafın günbegün yok oluşundan diğer tarafın menfaat sağlaması demek. Peki, neden böyle oluyor ve ne yapmak gerekir?
Aslında bu çok katmanlı bir konu ama çok güçlü iki sebepten bahsedilebilir.
1- Basit bir sosyoloji ve psikoloji bilgisidir: Toplumun, dolayısıyla bireyin huzuru bozuldukça bağımlılık eğilimi artabilir. Üzerine ikinci madde de eklenince…
2- Artık ekonomisi olan hemen her alan (mobil uygulamalardan fiziksel ürünlere, insan kaynaklarından, örgütlenmelere kadar) mensuplarını bağımlı yapmak üzere planlanıyor. Çünkü bu, bir taraf için çok kârlı bir ekonomi! Diğer tarafın ise “canı cehenneme” anlayışını güdüyor. Daha şaşırtıcı olan ise duygu ekonomisi!
3- Çünkü ekonomi sadece parayla ilişkili bir kavram değil. İçerisinde alma-verme hareketi olan birçok yapıyı kapsayan bir tanım. “Alma-verme dengesi” gibi ifadeler tanıdık geldi mi? Evet, romantik ilişkilerin bile bir ekonomisi var.
Fakat buradaki sorun, “ekonomi” tanımı değil. Sorun, adil olmayan ve bağımlı kılan bir alışverişin normalleştirilmesi!
Çiftler birbirini yoldaşı değil de rakip gibi görerek adeta ötekinin gelişimi baltalayabiliyor. Çünkü öteki geliştikçe özgürleşmeyi talep edebilir. Bu bir tehdit gibi algılanır oldu. Şöyle örnekler de görmüşsünüzdür:
Eşinin kendi ekonomik gücünü eline almasını istemeyen adamlar veya sırf yerini sağlamlaştırma maksadıyla çocuk yapmak istemeyen bazı kadınlar/adamlar. Bu tür kirli hesapların hedefi bağımlılık yaratmak. Öte yandan bağımlılık, bir tarafın adım adım yok oluşu demek ama kimin umurunda?
HER ŞEY KULLANICIYI BAĞIMLI YAPMAK İÇİN
Şeker patlatma oyunları veya sosyal medya platformları gibi online kumar uygulamalarına kıyasla daha masum görünen uygulamalar dahil. Hepsi aslında kullanıcıyı bağımlı hale getirmek üzere özel tekniklerle geliştiriliyor. Çünkü dedik ya “en kârlı ekonomi bağımılık.”
Bitmedi: Dünya genelinde çoğu siyasi örgüt kutuplaşmadan beslenir ama söze gelince tam aksini iddia ederler. Fakat biz biliyoruz ki kitleleri fanatikleştirmek, sadık seçmene sahip olmanın en kestirme yoludur. Fanatikleştirmenin en kolay yolu ise kutuplaşma yaratmaktır.
İşletmelerin sadakat programları, biriken sözde puanlar, ödüller, ayrıcalıklar, yaratılan kullanıcı alışkanlıkları… Hepsi kişiyi adeta bağımlı haline getirmek için. Peki, biz bağımlı olunca ne kaybediyoruz? Abartmıyorum; yaşamımızı kaybediyoruz.
Kısaca hatırlayalım: Madde bağımlısı, tedarikçiyi zengin edip kendini ölüme sürükler. Sosyal medya bağımlısı, platformun sahiplerini veya dinozorlarını zengin ederken kendisi çılgınca zaman kaybeder. İnsana bağımlı olan, kendi yaşamını ona feda eder. İşverene bağımlı olan kendi geleceğini yok eder.
Alışverişe bağımlı olan, planlı eskitmelerin ve “yenilik” cazibesinin peşinde, sermayesini hiç eder. Siyasi görüşünde fanatikleşen, hepsi birbirinin aynısı olan ahlâk yoksunu politikacıları zengin ederken kendisi dost kaybeder. Örnekler saymakla bitmez; hepsi ömürden gider.
YA İLİŞKİYİ KES YA TERKET!
Bağımlılığa sebep olan belirgin iki durumdan bahsetmiştik. Şimdi de kurtulmanın iki yolundan bahsedelim:
1- Bağımlılık yaratan kişi, kurum, madde veya “şeylerle” ilişkimizi düzenlemek.
2- Terk etmek.
Tabii yazıldığı kadar kolay olmadığını biliyorum. O yüzden yazdım aslında.
Bağımlılık yaratabilen her teknolojiyi, bazı insanları, bazı işleri veya kurumları hayatımızdan çıkaramayız evet. Bu durumda yapılması gereken, onlarla olan ilişkimizi düzenlemek ama bu zaten zor olanı. Yine de çabalamak lazım. Peki, ille de olmuyorsa, konu irademizi aşıyorsa?
Eskiden buna “vazgeçme becerisi” diyordum. Yeterince anlaşılmadığını düşündüğüm için artık “terk etme becerisi” diyorum. “Yaşamak” ile “hayatta kalmak” arasındaki farkı bilen ve önemseyenler için hatırlatma gereği duyuyorum:
Düzenleyemediğimiz alanları terk etmek zorundayız. Hem düzenleyemiyor hem de terk edemiyorsak geriye destek almak kalıyor. İster rehabilitasyon, ister aile desteği, ister kendi yarattığımız destekleyici güçlerle… Nitekim mutlaka bir korunma eyleminin içinde ve gayretinde olmalı.