Avrupa’da insanlar yakılırken Anadolu’da müzikle yaşatıldı

Abone Ol

Tam da ilk köşe yazımda bu çılgın dünyayı sanatın gücü kurtarabilir derken…

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşananlar dehşet vericiydi.

Yaşları küçük ama öfkeleri büyük olan bu çocuklar ne istiyordu?

Bir çocuğun eline kalem yerine öfke geçtiğinde, bu sadece o çocuğun meselesi değildir. Toplum olarak ortak meselemiz oluyor maalesef.

Sanatın bir kişiyi kurtarabilmesi için önce insanın kaybolmaması gerekir.

İnsan kaybolursa, o kuyudan çıkmayı önce kendisi isteyecek…

O isterse fark edilir de...

Yardım istemeyi bilecek…

Sonra etrafındakilere büyük iş düşecek. Onun o anlarda içinde bulunduğu buhranı biz bilemiyoruz.

Birdenbire de çılgınlık yapacak seviyeye gelmemiştir.

İNSANLIĞI YAPAY ZEKÂ MI BOZDU?

İnternet’in, yapay zekânın, dizilerin, televizyon programlarının insanları getirdiği bu haller, hal değil.

İnsanın insana tahammülü yok gibi. Öyle bir dünya yaratıldı bazı yerlerde. Böyle zayıf kişileri artık yapay zekâ mı tespit eder ya da ekranlara insana insan olduğunu hatırlatan yayınlar mı yapılır?

İnsanlığı sen bozdun, sen düzelt diyebilir miyiz yapay zekâya?

Oysa sanat, insanın içindeki karanlığa ışık tutan en eski, en güçlü dillerden biri. Okullarda sanata önem verilmesi gerektiğini savunuyorum; Yaşama sanatına!

Müzik de çok kurtarıcı biliyor musunuz? Çaresizlik, insana çare aratır.

Haydi Türkiye’m dünyaya örnek mi olsak artık.

Ortaçağ Avrupası’nda insanlar ‘‘cadı’’ ve ‘’büyücü’' diye yakılırken, Anadolu’da hastalar müziğin iyileştirici gücüyle tedavi ediliyordu.

Bundan sonra çözüm odaklı hareket edilmesi gerekiyor. Kayıp insanlarımız için ne yapılabilir? Her çocuk mutlaka ya sanat ya da spor ile ilgilenmeli.

Mutlaka bir şeye yeteneği ya da sevgisi vardır.

İnsanların, içlerinde biriken o negatif enerjiyi atacak bir uğraşı olmalı. Acaba okullarda kan basıncını azaltan, beyindeki dopamin / seratonin salgısını artırarak stresi düşüren müzikler çalınsa, bir şeyler değişir miydi?

Çocukların, hatta herkesin 6 ayda bir düzenli kan tahlilleri yapılıp eksik vitamin ve mineralleri tamamlansa… daha az öfkeli bir toplum olur muyduk?

Biliyorsunuz özellikle asabiyet için B12, D vitamini, Demir, Magnezyum, Omega3’ler çok önemli.

DAHA GÜZEL DÜNYA MÜMKÜN

Okullarda her hafta hayata dair motivasyon konuşmaları yapılsa…

İlgi, sevgi her şeyi öyle bir değiştirir ki...

Sanatsal etkinlikler artsa…

Müzik terapileri olsa…

Empati çalışmaları yapılsa…

Devlet daha güçlü adımlar atsa…

Zaten hayat şartları da insanların psikolojisini zorluyor. Topluca bir çıkış yolu aranması gerekir…

Şunu çok net söyleyebilirim: Okullarda çocukların yaptığı zorbalık ve şiddetin derecesini (az bile görmüşümdür) birebir gördüğümde gerçekten ürktüm.

O yaşlardaki çocuklar nasıl böyle olabiliyor?

Doğuştan mı? Yoksa aile içinde yaşananlar mı?

İzledikleri içerikler mi? Tükettikleri şeyler mi? Bazen gerçekten düşünüyorum ve korkutucu buluyorum…

Çünkü bu şekilde büyüyen bir nesil, insanlık adına hiç iyi sonuçlar doğurmaz. Şimdi kendini göstermese bile bunun ilerisi var. Okullar sadece bilgi veren yerler değil, çocukların duygusal olarak da büyüdüğü alanlar.

Çocuğunuz haftanın 5 günü, günün yarısını okulda geçiriyor. Orada mecburen ya bir gelişim ya da gerileme olacak. Sanırım bugün birçok okulda rehberlik yetersiz, öğretmenler yorgun, öğrenciler ise çoğu zaman “fark edilmeden” var olmaya çalışıyor.

Zeki çocukların bile okulda görülmemesi, onların başarılarını gölgeleyebiliyor.

Bir çocuğun içine kapanması, öfke patlamaları yaşaması, uzaklaşması…

Bunları “ergenlik” deyip geçmemek gerekiyor.

Bazen bir cümle… Bazen bir ilgi… Bazen bir temas… Hayat kurtarır.

Öncelikle bir çocuğu kurtarmak, sadece onu gerçekten görmekten ve dinlemekten geçer. Sanat derslerinin “önemsiz” sayıldığı, her şeyin sınav başarısına indirildiği bir sistemde, çocukların iç dünyasına gerçekten alan açılıyor mu?

Bu eğitim sistemi çocuğun zihnini ölçer ama ruhunu göremez.

Stres altında, buhran altında olan çocuğun zihni bile kalmış mıdır ölçülecek… Ruh ile beden arasında bağlantı ortaya başarılı ama içten içe sıkışmış bireyler de çıkabilir. Ve bastırılan her duygu, bir gün başka yerlerden vurabilir.

Bir okulda görmek istediğimiz şeyler: Çocukların cıvıl cıvıl çıkan sesleri, kahkahalar, hoşgörü, saygı, empati, oyunlar, hayaller, güzel şakalar, gelecek planları…

Rekabet yerine, her çocuğun kendi yeteneğine göre gelişebildiği bir eğitim dileğiyle…

İkinci yazımı bu konular hakkında yazacağım aklımın ucundan geçmezdi. Ve insan en çok da böyle bir gerçeği yazmak zorunda kaldığında kırılıyor.

Ama şimdi…

Söylenecek söz az, acı çok…

Başımız sağ olsun.