Toprak ana gibi bir tohumu içine almak; onu sevgiyle sarmalamak, beslemek, büyütmek… Kökleri toprağın derinliklerinde kalsa da, o küçücük fidanın gökyüzüne uzanabildiği yere kadar uzanmasına izin vermek…
Bütün bu anne çocuk romantizminin yanında çocuğun nasıl yetişmesi gerektiği gerçeği var. Araştıran anneler, içgüdülerine göre hareket eden anneler, ya da geleneksel anneler…
Ben ilk ikisini harmanladım.
Kızım küçükken yere düştüğünde kendisinin ayağa kalkmasına izin verdim. Bir yere tırmanmaya çalışırken onun yerine ben yapmaya çalışmadım.
Parktayken geleneksel anneler ya da bakıcılar tarafından yadırgayan bakışları gördüm.
Ne önemi var ki başkalarının ne düşündüğünün…
Herkesin doğrusu doğru olsaydı hepimiz robot olurduk. Bir yaşındayken köfteyi eline verdiğimde büyük bir zevkle kendisi yiyordu. Tabii ki kendisi yemeye çalışırken üstünü başını, yerleri, her yeri kirletiyordu. Bunun da bir önemi yok. Hayatta daha önemli şeyler olduğunu zamanla anlıyorsunuz.
Üç yaşında kreşe başladığında sınıfta tek başına yiyebilen tek çocuktu. Ve zaman o kadar hızlı akıyor ki… O günlerini özlüyorum. İyi kötü tüm yaşadıklarımız sadece bir anı olarak hafızamda kalıyor. Unuttuğum anları unutmasam ne olurdu acaba dediğim de oldu.
Kıyafetlerini de kendisi seçerdi kızım. Yazın kışlık eldivenler, kışlık botlar. Yağmurda güneş gözlüğü... 5 yaşında teyzesi gibi kıyafetlerini keser biçer başka şekle sokardı. Bunlar benim çok hoşuma gidiyordu.
Kıyafet çocuktan daha mı değerli?
Bir şeylere izin verince çocuğun yeteneklerini de görebiliyorsunuz. Çok küçükken mutfakta unları döke saça krep yapardık. Pastalar, tatlılar yapmayı çok sevdiğini ve yetenekli olduğunu görünce; ‘‘büyüdüğünde pastane açarız’’ diyordum.
O tek başına bir şey yapmanın büyüklüğünü yaşıyor. Bundan daha iyi nasıl olur?
Düştüğünde kendi ayaklarıyla kalkmasına izin vermek ama yanında olduğunuzu da göstermek. Anneliğin romantik tarafı bir yana verilen büyük emek bir yana… Bir insan hakikaten kolay yetişmiyor. İnsanların arasında bu kadar büyük bir bağ olması için; bu sevgi yolundan geçmiş olmaları gerek...
Duygu yoksunluğu olan bir toplumu düşünmek bile istemiyorum.
“Yuvayı dişi kuş yapar” derler. Doğrudur.
Çünkü kadının sıcaklığı başka, dokunuşu başka, sevgisi başkadır. Ama şöyle de bir gerçek var: Her anne anaç değildir, her çocuğu olmayan da anaçlıktan yoksun değildir. Çünkü insanlar fabrikadan çıkmıyor.
Nadir de olsa anaç babalar da gördüm. Çocuğu olmadığı halde dünyaya annelik eden kadınlar gördüm.
Bir sokak hayvanını doyururken gözleri dolan insanlarda, bir ağacın dalını kırmaya kıyamayanlarda, bir dostunun yarasını sessizce saranlarda gördüm anneliği.
Çünkü annelik yalnızca doğurmak değildir. Şefkat varsa… Empati varsa… Merhamet, sabır, fedakârlık, koruma duygusu varsa… Bir insanın içinde annelik çoktan filizlenmiştir.
Bazen bir çocuğa, bazen bir dosta, bazen bir hayvana, bazen de hiç tanımadığı birisine annelik eder insan.
GÖRÜNMEYEN DÜZENİN BAKANI
Aile küçük bir devlettir. Gerçekten de öyledir. Her ailenin görünmeyen bir düzeni, sessiz kuralları vardır. Ve o düzenin çoğu zaman görünmeyen yükünü taşıyan biri vardır: Anne. Bir anne aynı anda; Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı’dır… Sağlık Bakanı’dır… Milli Eğitim Bakanı’dır… Ekonomi Bakanı’dır… Tarım Bakanı’dır… Spor Bakanı’dır, Kültür Bakanı’dır, Kriz yöneticisidir… Psikologdur… Aşçıdır… Şofördür…
Her şeye “bakan”ıdır. Bazen de herkes uyuduktan sonra sessizce ağlayan tek kişidir. Bir evin ışığı çoğu zaman annenin ruhundan yanar. Dünyayı her zaman anaç insanların yönetmesini temenni ediyorum. Böylece tamamen farklı bir dünya olacağına eminim.
Yılda bir gün Anneler Günü! Peki gerçekten kime özeldir bu gün? Annelere mi? Vicdanımıza mı? Yoksa modern dünyanın bize sunduğu küçük bir hatırlatma mıdır?
Belki de insan, unutmaya meyilli bir canlı olduğu için böyle günlere ihtiyaç duyuyor. Dürüst olmak gerekirse, biz bu dünyada annelerin ayaklarının altına cenneti serebildik mi?
Çünkü hayatın telaşında en çok da bizi karşılıksız sevenleri ihmal ediyoruz. Oysa bir annenin en büyük ihtiyacı pahalı hediyeler değildir. Gerçekten görülmek ister. Hatırlanmak ister.
“İyi ki varsın” cümlesini duymak ister. Bir evin ruhunu, bir insanın karakterini, bir toplumun vicdanını büyütüyor anne. Ve dünya dönmeye devam ediyorsa, bunu sessizce direnen annelere borçluyuz.
Bugün 10 Mayıs… Annesi hayatta olmayan güzel insanların da bugünü sevgiyle anması dileğiyle...
Tüm annelerin bu özel günü kutlu olsun.