Anahtarın gölgesinde ışığın hafızaya sızdığı bir sergi

Abone Ol

İzmir’in çok katmanlı belleğine bakmanın incelikli bir yolunu öneren Işık Gibi Sızmak, Bayetav Sanat’ta izleyiciyle buluşuyor. Sevinç Çalhanoğlu’nun kişisel sergisi, gündelik hayatın içinden seçilmiş nesneler aracılığıyla kişisel ve toplumsal hafızanın izini sürüyor, görünür olanla görünmez kılınan arasında, hatırlamakla unutmak arasındaki o kırılgan eşiğe odaklanıyor.

Sergi mekânına adım attığım anda karşıma çıkan ilk duygu, geçmişin bugünde bıraktığı tortuların sessizliği oldu. Çerçevelerin ardında yer alan metinler, kimi zaman cam yüzeyde yansıyan gün ışığıyla, kimi zaman mekânın loşluğunda beliren gölgelerle iç içe geçerek şiirsel bir atmosfer kuruyor. Metinler mekânın duvarlarına, pencerelerine, hatta havadaki ışığa karışarak izleyiciyi kuşatıyor.

Serginin merkezinde anahtar imgesi yer alıyor. Anahtar; açılan kapıları, kilitlenen odaları, ardında bırakılan evleri ve yarım kalmış hikâyeleri çağırıyor. Çalhanoğlu, nesneleri salt maddi varlıklar olarak ele almıyor; onların taşıdığı yükü, temas ettikleri hayatları ve zamana bıraktıkları izleri görünür kılıyor. Bu yaklaşım, serginin kavramsal çerçevesini de belirliyor. Ne hatırlıyoruz, ne unutuluyor ve bu hatırlama süreçlerinde bize düşen sorumluluklar neler soruları mekân boyunca yankılanıyor. Sanatçının üretim sürecine dair paylaştığı metin de serginin düşünsel omurgasını açıkça gösteriyor:

“Işık gibi sızmak, geride bırakılan ev ve köşkte bulunan anahtarların hissi etrafında şekillendi. Hangi kapıyı açtığını, nereyi kilitlediğini bilemediğimiz bu anahtarların cyanotype baskısını alırken, gölgelerinin kalıcı bir iz bırakmasını istedim. Bu teknik seçim, hem ışığın etkisini doğrudan sürece dahil etmek hem de gün ışığına çıkana dikkat çekmek içindi. İşlevini kaybetmiş nesneler olarak görülebilecek anahtarlar, oysa, terk edilmiş mekânlara ve yarım kalmış hikâyelere uzanıyor. Kayıt tutarken oluşan bu arşivsel nesne-şiir, aidiyet duygusunu, yerinden edilmenin bıraktığı izleri ve kültürel belleği koruma arzusunu bir arada taşıyor. Şiiri yazarken, köşkün eski kullanım hallerini hayal ettim ve yeniden canlandırılan bahçesinden esinlendim. Geçmişle kurulan ilişkinin çoğalmasına imkân tanıyan bu mekânda geçirdiğim sessiz zaman, şiirle ördüğüm bir sese dönüştü ve bu ses, geçmişin ağırlığıyla başlayıp ‘tatlı’ bir yerde son buluyor. Levanten kültürünün büyük bir parçası olan kutlama ve bayram buluşmalarından birine davet edilmişim de mutfakta paskalya çöreği hazırlığının telaşına denk gelmişim gibi.” Bu sözler, serginin yalnızca görsel bir deneyim sunmadığını aynı zamanda arşivsel, şiirsel ve tarihsel bir katman oluşturduğunu gösteriyor. Cyanotype tekniğiyle üretilen işler, ışığın doğrudan müdahalesini yüzeye taşıyor. Işık, burada hem iz bırakan hem de izleri açığa çıkaran bir özne hâline geliyor. Anahtarın gölgesi, geçmişin gölgesine eklemleniyor ve nesne, bir tanıklık aracına dönüşüyor.

Mekânın mimarisi de bu anlatıya eşlik ediyor. Yüksek tavanlar, eski köşk atmosferi, duvarlarda yankılanan metin parçaları ve yer yer karşımıza çıkan imgeler, izleyiciyi bir evin içinde dolaşıyormuş hissine yaklaştırıyor. Mutfak vurgusu, davet ve hazırlık imgeleri, Levanten kültürüne yapılan gönderme İzmir’in çok kimlikli yapısını hafızanın içinden yeniden kuruyor. Kişisel olanla toplumsal olan arasındaki sınır inceliyor, bir anahtarın hikâyesi bir şehrin hafızasına bağlanıyor.

Sergiyi gezerken en çarpıcı olan, metin ile imgenin kurduğu dengeli ilişkiydi. Şiir parçaları, duvarlarda askıda duran imgelerle konuşuyor biri diğerini açıklamıyor, tamamlıyor. Bu tamamlanma hâli izleyiciyi edilgen bir konumdan çıkararak düşünmeye çağırıyor. Hatırlamanın yükü yalnızca sanatçının omuzlarında kalmıyor mekândan çıkan herkesin zihninde taşınmaya devam ediyor.

Bayetav Sanat’ta 1 Mart 2026’ya kadar görülebilecek sergi, hafızaya nesneler üzerinden bakmak isteyenler için sakin ama güçlü bir öneri sunuyor. İçeri girdiğinizde belki de en çok kendi geçmişinizle karşılaşacaksınız.