“Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk Cumhuriyeti’ni ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.”
Atatürk’ün gençliğe yüklediği bu büyük sorumluluğun altından Türk gençliği elbette kalkacaktır. Türkiye’de toplam nüfusun %14,8’ini gençler, %24,8’ini ise çocuklar oluşturuyor. Genç nüfus eğitilmez, onları motive edecek uygun ortamlar sağlanmazsa enerjilerini yanlış yönlere kanalize edebilirler. Ancak doğru desteklendiklerinde dünyayı yerinden oynatabilecek güce de sahiptirler. Yeni nesle güveniyorum. Ayrıca ne ekersek onu biçeriz; bu kaçınılmaz gerçek kulağımızda küpe olarak kalsın.
Dijital dünyanın ışık hızında ilerlediği bu çağda, 19 Mayıs bize neyi hatırlatıyor?
Mustafa Kemal Atatürk bu günü gençliğe neden armağan etti?
Sadece genç olmanın avantajlarını kutlamak için değil elbette… Bir ülkenin en büyük umudunun gençler olduğunu ve bu sorumluluğu üstlenmeleri gerektiğini hatırlatmak için…
Ancak bu; “Nasıl olsa taşırlar” diyerek dünyanın bütün yükünü gençlerin omuzlarına bırakmamız gerektiği anlamına gelmez. Zaten yeni dünya düzeni, hepimize düzenden çok düzensizlik getirdi.
Ekonomik krizler, belirsizlikler, GDO’lu gıdalar, hava kirliliği, biyolojik savaşlar, siber savaşlar, psikolojik savaşlar, ekonomik savaşlar, konvansiyonel savaşlar, asimetrik savaşlar, uzay savaşları, düşünce ve bilgi kirliliği, eğitim sistemindeki sorunlar, işsizlik, adaletsizlik, yapay zekâya teslimiyet…
Gençlere böylesine yorgun, umutsuz ve doğallıktan uzak bir dünya bıraktığımız için kendimizden utanmalıyız. Bu kadar büyük sorunların çözümü de ancak kolektif bir bilinçle mümkündür.
Türkiye kendi kendine yetebilen bir ülke olmalıdır. Dağında taşında bereket olan bu topraklar, aslında ihtiyaç duyduğu pek çok şeyi üretebilecek güce sahiptir. Hiç kimseye bağımlı olmamalıyız. Bilim insanlarımızın yurt dışına gitmesine neden olacak şartlar oluşturmamalı, insanımıza sahip çıkmalıyız.
Bu arada “Dijital Bakanlık” kurulması da artık acil bir ihtiyaçtır.
Suudi Arabistan’da robotlar şehri kurulmuş. Robotlar ülke ülke dolaşıp insan muamelesi görüyor. Yapay zekâ ise insandan katbekat hızlı ilerliyor ve insanoğlunu tembelliğin beşiğinde sallıyor.
Yeni nesil, dijital çağa bizden çok daha iyi ayak uydurmalıdır. Okullarda yapay zekâyı yönetebilme dersleri verilmelidir. Çünkü yapay zekâ artık hayatımızı doğrudan etkiliyor. Çağın gündemi neyse, biz de kendimizi ona göre güncellemeliyiz.
Gençlerimizin ve çocuklarımızın yazılım, kodlama, prompt yazımı, yabancı dil, el becerileri ve ara meslekler konusunda gelişmeleri gerekiyor. Kendi kendilerine yetebilmeyi, üretmeyi, tarımı ve yaşamın temel becerilerini öğrenmeliler. Okullarda gerçekten “yaşama sanatı” derslerinin olmasını temenni ediyorum.
Bugün hâlâ doğru nefes almayı, sağlıklı beslenmeyi ve bedenimizi nasıl korumamız gerektiğini bilmeyen büyük bir insan topluluğuyuz.
Bugünün gençlerine birkaç somut tavsiyede bulunmak gerekirse:
Bilgi akışının bu kadar hızlı olduğu bir dünyada; meraklı olmak, sorgulamak, düşünmek ve bilgiyi filtreden geçirebilmek çok değerlidir.
Tek başınıza bile kendinize yetebilmeyi öğrenin. Yabancı dillere, teknolojiye, iletişime, sanata, spora, el becerilerine ve pratik yeteneklere yönelin.
Zamanın kıymetini bilin. İnsan ilişkilerinin önemini kavrayın. Gerçek dostluklar kurun. Ailenin, samimi dostlukların ve güvenilir insanların değerini bilin. Ne olursa olsun pes etmeyin. Adil olun.
Seyahat edin, okuyun ve farklı insanlarla tanışın. Bu, hem kendinizi hem de dünyayı daha iyi anlamanızı sağlar. Her gencin mutlaka yurt dışında bir süre yaşayıp deneyim kazanması gerektiğine inanıyorum.
Değişmeyen tek şey değişimdir. Fikir değiştirmekten korkmayın. Kendinize olan sevgi ve saygınızı koruyun. Çünkü siz çok değerlisiniz. Bir insan kolay yetişmiyor.
Hayaller kurun ve o hayallerin; inanç ve emekle gerçeğe dönüşebileceğini unutmayın. Ne okursanız okuyun, sanatın ve sporun hayatınızda mutlaka bir yeri olsun.
Antik Roma dönemine ait Latince bir söz vardır:
“Mens sana in corpore sano.”
Atatürk’ün de sıkça kullandığı bu sözün anlamı şudur:
“Sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur.”
Sağlıklı bir bedene sahip olabilmek için vücudumuzun oksijenlenmesi gerekir. Bunu da doğru nefes, hareket, spor ve sağlıklı beslenmeyle sağlayabiliriz.
Şan derslerinde diyafram nefesi almayı öğrendiğimde ilk zamanlar başım dönüyordu. Demek ki beynime daha önce hiç bu kadar oksijen gitmemiş… Ne kadar ilginç, değil mi?
“Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim.”
Spor yalnızca fiziksel bir yetenek değildir. Adil, disiplinli, saygılı ve istikrarlı olmak; bir sporcunun gururla taşıyacağı en büyük nişandır.
Güçlü sporcular yıllar süren emekle yetişir. Beden ve zihin bir bütündür. Beslenme, uyku ve psikolojik denge de antrenmanın ayrılmaz parçalarıdır.
Yenilgileri ve eleştirileri özgüveninizi kaybetmeden kabul etmeyi öğrenin. En büyük sporcular bile zor dönemlerden geçmiştir. Sporun yanında eğitim hayatınızı da önemseyin. Çünkü iyi bir eğitim, spor kariyerinden sonra da yeni kapılar açar.
Yıllar önce TMOK bünyesinde Fair Play (Adil Oyun) Komisyonu oluşturulmuş. Fair Play; yalnızca dürüst oyun değil, aynı zamanda etik davranış biçimidir. Kuralları dürüstlük ve saygıyla uygulayabilmektir.
Fair Play, aslında bir toplumun yaşam biçimi olmalıdır. Kişisel çıkarların ve hırsların ötesinde, insan ruhunun en yüksek değerlerini ortaya koyabilmelidir.
Fair Play düşüncesinin yaygınlaşması; geleceğin spor öğretmenlerinin, antrenörlerinin ve yöneticilerinin bu felsefeyi benimseyip öğrencilerine aktarabilmesi açısından son derece önemlidir.
Bu güzel günde son sözü de Atatürk’e vermek isterim.
Ey Türk istikbalinin evladı!
Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!