Takvimler bazı günleri işaretler. Ama bazı günler vardır ki, hepimizi içine hızlıca çeker. Ben 1 Mayıs’ı duyduğumda; mücadeleyi, iş ortamında yaşanan haksızlıkları, sesi kısılmışları, hayali yarım kalmışları düşünürüm. Dışarıdan yükselen bir gürültü değil sadece… İçeride yankılanan bir çağrının çırpınışı gibi.
1 Mayıs, emeğin ve dayanışmanın simgesi. Ama aynı zamanda dünyanın ortak bir yarası: adalet eksikliği. İtalya’da yaşadığım yıllarda trenlerin hep grev nedeniyle aksadığı zamanları bilirim. 2010’lu yıllarda bu grevler Opera’ya, sanat dünyasına da yansıdı. Hatta tasarruf için okullarda müzik derslerinin artık yapılmaması mevzusu ortaya çıkmış ve buna karşı eylemler yapılmıştı.
Bütün dünyanın meselesi aynı aslında… Adil olamama mevzusu…
Hepimiz birbirimize hizmet için burada değil miyiz? Bence öyleyiz.
Şikâyet etmeden çalışmak, bir amaca hizmet etmek, hakkını vererek çalışmak, ruhun ibadetidir. Ama adil olunmadığında, emek ve hizmet ibadet olmaktan çıkıyor… Bir mücadeleye dönüşüyor. Alma verme dengesi olmalı…
Denizli’nin çalışkan arıları
Ben emeği ailemden öğrendim.
Benim dünyamda en çalışkan insanlara kimi örnek verirsin deseler: Annem ve Babam derim. Kendi işlerinin patronu olup işçiden de çok işçi olmuşlardır.
Atom karınca mı desem, arı gibi mi desem, yoksa sadece kocaman bir Maşallah mı desem…
Vizyon sahibi ve girişimci olan babam, sadece kendi yağında kavrulmak için iş kurmadı. Birçok insana istihdam sağladı, yol gösterdi, birçok hayata dokundu.
Bulunduğumuz bölgede Avrupa standartlarında ilk Kamping’i ve ilk Halı Okulu’nu açtığı gibi; El Dokuma Türk Halılarını dünyaya tanıttı.
Biz dört kardeş kendimizi bildiğimizden beri iş dünyasının içindeydik.
İlkokul çağlarımda yazları Selçuk’ta, turistik dükkânımızda çalışmaya başladım. Zamanla takılar yapmaya başladım, yabancı dillere aşina oldum.
Lise dönemlerinde kampingin resepsiyonunda, restoranda, halı salonlarında çalıştım. Nerede ihtiyaç varsa orada oldum. Nasıl olur demeyin…
Aşçı mı gelmemiş. Annem ve ablalarımla girerdik mutfağa… Müşteri mi çok, hemen garsonluğa… Halı salonlarına kalabalık gruplar mı gelmiş. Hemen halı satışına…
Bizde “benim işim değil” diye bir cümle hiç kurulmadı. Hep üstesinden gelmeye çalışırdık.
Konservatuvarda okurken hem halı mağazamızda çalıştım hem de fuarlarda tercümanlık yaptım.
İstanbul’da Uluslararası Kongre’de simultane tercümanlık yaptım. Toplantılarda tercüman oldum. Yeminli tercüman oldum. Plaza’da bile çalıştım.
İş dünyası ve sanat arasında gidip geldim. Öğrendim, öğrettim, ürettim.
Şan hocalığı, piyano hocalığı, kolejlerde müzik öğretmenliği, koro şefliği… Albümler, konserler, festivaller, şarkı sözlerim, bestelerim, kısa filmim, opera metnim, Melek Ağacı adlı romanda minnoş bir yazarlık…
Annemin ünlü sözü: ‘‘Sen işten korkma, iş senden korksun.’’
Benim sloganım: ‘‘Bir işe Türk gibi başla, Alman gibi bitir.’’
El emeği unutuluyor, değerler değişiyor
Bizim hikâyemiz de diğerleri gibi… Emekle büyüyen, zaman zaman zorlanan ama vazgeçmeyen bir hikâye. Birlik ve inanç olunca krizleri bir şekilde atlatabiliyorsunuz.
Kısa yollardan gitmedik. Her adımda alın teri vardı. Her ilmekte, her satışta, her yolculukta ailece el ele vererek biraz daha büyüdük.
Şimdi ne oldu derseniz…
Doğal yünlerden yapılan sağlıklı Türk halıları unutulmaya yüz tuttu.
Halı dokumacılığı bitti gibi…
Modern olmak adına sağlıklı yaşam da arka plana atıldı.
Turizm yıllardır kıvranıyor.
Biz kısa yoldan, kestirmeden büyümedik. Alın teri vardır her adımımızda.
Kendi çapımızda memleketimize verdiğimiz hizmetlerden gurur duyuyoruz.
Peki verdiğimiz hizmetler değer ve kıymet gördü mü, karşılık buldu mu derseniz… Bu da bana kalsın.
Memleketimde enflasyon yükselirken insanlık eksiliyor
Sabah erkenden yola çıkan işçi, gece nöbetinde hayat kurtaran sağlıkçı,
Bir çocuğun geleceğini kuran öğretmen, yıllarını vermiş emekli…
Hepsi aynı hikâyenin kahramanı. Ama bu hikâyede eksik bir şey var: Adalet.
Anneler… Öğretmenler… Madenciler… Emekliler… bu liste uzar gider.
Bir toplumun gerçek zenginliği, insanlarının yüzündeki huzurda saklıdır; eğer o huzur kayboluyorsa bir şeyler eksiktir.
Yoksulluk cebimizde değil, kalbimizde başlar.
1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramımız kutlu olsun.